..01:01..

Yokluk değil de bu sanki fazlalık.

Fazla gelen şeylerin getirdiği darlık.

Göğüs çeperine sıkışan nefesin, gözlerinde tutunan griliğe bakışı.

Hani elele verseler bir sakinlik çökecek ovaya veya bir kızılca kıyamet sofrası serilecek olmaz yerlere olur olmaz bir zamanda.

Görgüsüzlüğün göz görmez gönül yorgunluğunu depreştirdiği anlarda sıyrılırken umutsuzluk her şeyden,

bir dilim mandalina kadar yer kaplamazken yarın,

sesin devrilirken uzak diyarlara, ama uğramazken yakın kulaklara,

dönerken teker dönmezken dilin,

sarhoş naraları dolanırken duvarlarda çocukluğundan kopup,

kopmazken renkler teninden,

varlarda yok olup, yokları Yok ederken bir tebessümle,

sinirlerine sınır çekip, oyunları oyun ederken avuçlarına,

sakarlık edip düşerken tüm sorunlar ayak ucuna,

geceyi uzatacakken korkular,

sığınırken göğüs kafesine,

dolanırken ayak ucunda sabahın tan yerine kadar aralıksız,

omuzlarında kaygılarını örerken rengarenk,

sonra kış gününü ısıtırken, sırtında bir dünya yükü göstermeden,

elimde bir bulut, saçımda tam yerini bulmuş hasret,

deli tayların dizginlendiği ovalardan inip, bir göçebe çadırında sakinlediği yağmur sonrası

Ve sonrası bir uçurum kenarında tahterevalli.

Bir ucu çocukluk,

diğeri yokluk.

Avucumdan tesbih tanelerinin dönüp durduğu sonsuzluk..


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin