..01:47..

Bir elim baston eğrisi, dilim ıssız sokak köşesi, adım atsam aşağı, yukardan dökülecek karanlık.

Ağrısı ağzında yuvalanmış hayalperest kırmızı, yeşil düğmeli siyah gömleğin kollarında ince sızı.

Soba teline asılı çocukluk hayali, ıslanmış umutsuzluktan da kuruyor sıcakta, kuruyor hayal meyal.

Yirmibeşinci karede yumurtadan şapkalı siyah civciv.

Dizlerimde yorgunluğum titriyor, sesim bir gidip bir geliyor, şimdi gökyüzünden çekilir güneşin gülüşü, yine orman ortasında karışık doğanın sesi.

Gece elinde siyah meşalesiyle, sarılıyor boynuma boğazıma, gözlerim kapalı derin bir nefese teslim ederken zırhımı, bir kuş sesiyle alev alıyor geçmişin ispirto lambası.

Alev alev koşuyor zihnimin Yok saydıkları, ve var bildikleri kaçışıyor tahta kurularının ayak izlerine.

Tepede dönen bir uğultu, ayak uçlarımda bir fidan. Deniz bilmez, dil bilir, harflere vakıf ama dilsizdir.

Dedim ya lastikli pantolon askısına asılı parmak uçlarına sabitlenmiş hüzün, nereye dokunsa küf kokuyor.

Şafak artığı vakitlerde biriken suya düşen gözlerle bakılan yerlerde yeller esiyor.

Bir de yakasında sıkılmış beyazlık, tebeşir sessizliğinde duruyor,

işaret parmağının ucunda kaybolan cesaretle.

Dedim Ya dedim ama, yine B12 safsatasının dalaverasıyla, dememişte olabilirim.

Ve zaman dönüyor yağmur bulutlarının griliğinde.

İçim mi kalabalık bulutlar mı, tam bir meçhul işte..


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin