..01:01..
Gecenin bu saati olmuş, ben hala sabaha açılamayan gözlerimin durgunluğundayım.
Bakır saksıya dikili fesleğeni sallıyor hayalimde parmak uçlarım, göğsümde sönmüş izmarit rengi bulutlar,
dilim kaf dağının görünmeyen kısmı,
kulaklarımda salınıyor yabancı bir müziğin sözsüz nakaratı.
şatafatlı bir durum var gibi dışarıda araçların homurtusundan anlaşılan.
Aslında her zamanki gibi başladım karalamaya, ne yazacağımı bilmez bir şekilde.
Oysa başımın içinde dolaşan kelimeleri Yanyana dizsem sabahı bulurum eminim gözümü kırpmadan.
Evet sanayide ustanın bas bakalım gaza dediği noktada heyecandan hangisine ne kadar basacağını şaşıran çocuk gibi kalbim.
Bir şeylerin doğru olanlarını seçmeye çalışırken şıklar arasında takılıp kaldığında, zamanın uzuyor mu kısalıyor mu olduğunu bir türlü çözememek misali.
Oysa basitti, çocukluktan kalma,
solum soğan, sağım sarımsak.
Sol ayak gaz pedalından epey uzak.
Ve sarımsak kokulu hafızaların bahar çiçeklerinin üzerini örtmesi kadar saçma beklentiler.
Bilir misin, küsüz kitaplarla bu aralar, kelimelere öyle hasretim ki,
okurken kendimi bulmaya.
Bir ben bulmaya,
hiç bilmediklerimden hele.
Evet saçmalıyorum ama elimde değil.
Özel indirime girmiş mağaza kapısı gibi dilim.
Kapının önünde bekleşiyor kelimeler.
Hangisini önce alsam diğeri küsüyor,
onu almaya çalışsam, öteki bağırıyor.
Ve ben binlerce kelime arasında, bu gece de uygarlıktan uzak bir ülkede mahsur kalmış bir dilsizim.
Sızım göğsüme otururken, ben kendimi kelimesizliklerin ardına gizliyorum.
Kim bilir,
An gelir..
