..00:55..
Küsuratının kusurlarından mütevellit bu savurgan tavırları kelimelerimin.
Düzen artıklığından iş tutamaması ve yapışamaması ya da yakışamaması cümlenin gülen yüzüne.
Sivri dilli acımtırak dokunuşlarında hep gizlediği utangaçlığından kaldırınca başını devriliyor göğsünden aşağı yağmur bulutları.
Bir kedi kuyruğunda sallanıyor aşağı yukarı, ve sandalet üzerinde derin sohbetlerin Sandal boyunda ufalmasıyla doyuyor sürünen egosu.
Ekonomik boy biçerken harfleri, yerden biter gibi bitiyor da,
bitmiyor yolu yolculuğu kalabalık kasabaların, tenha sokaklarının krokilerine giren burunlarından ötürü.
Koca boynuzlu boğanın diz çökmesi kırmızı başlıklı kızın önünde, düşürmesi yüzünü uluorta,
ve dağıtması aklını, akılalmazlığın dik alasında.
Bulutlar çöker birazdan ayaklarının dibine, dibinden büyür sevmediği ot, bir Yılan sarhoşluğuyla sarılırken dikenli tellere, acıya tutunur,
yokluğun karanlık sanrılarıyla dönen başının iç geçişleriyle.
Sabah akşamın habercisidir de, akşam sabahı pek sevmez gibi, karanlık kaplarken göz alabildiği her yeri, göze alamadığından katlanır bazen sessizliğin derinliğinde açan renklerin çirkinliğine.
Bez ayakkabının Sudan geçerken varlığı gibi bir şekilde tutarken ellerinden yaşam denen şey, bir kozalak dönerek iniyor, bayır aşağı sokağın en tepesinden.
Bir top yuvarlanıyor sonra, bir çocuk koşuyor peşi sıra, bir ses kopuyor,
kopuyor
koşuyor,
Susuyor..
