YAREN MEKTUPLARI – 21 BEŞ ŞEYİ GANİMET BİLMEK.

İBRAHİM ŞAHİN

Aziz Allah!
Geceye, “Artık miadın doldu, vakit şafağın vaktidir.” Dercesine dalga dalga yayılarak Mü’min gönülleri uyandıran, yeni bir hayatın ellerimize tutuşturulduğu muştusunu müjdeleyen ezan seslerinin manevi atmosferinden selam olsun sana sevgili yârenim.
Selamların en güzeli ile selam, muhabbetlerin en içteni ile muhabbet ve bağrı yanıkların gönül dilinden dökülen bir demet mahcup dua demeti ile dualar olsun sana.
Mübarek Iyd-i Cum’anın hayr, feyz ve bereketiyle merzuk olunasın, hayırlara vesile olsun, hayırlara muvaffak olmana vesile olsun, ümmet-i Muhammedin ve dahi cümle insanlığın hayrına vesile olsun inşallah…
Sıhhat ve afiyettesindir umarım geçen Cum’adan beri?
Vücut, akıl ve ruh sağlığın yerindedir inşallah sevgili dostum?
Ben mi?
Ben de iyiyim elhamdülillah. Emanetleri fazla örselemeden sahibine iade edebilmenin gayreti içerisinde tüketiyoruz işte ömür sermayesini.
Yıllar nasıl da çabuk geçiyor sevgili yârenim!
Dönüp arkama baktığımda atmış sekiz yılı geride bıraktığımın hayreti içerisinde şaşıp kalıyorum bu günlerde. Koskoca atmış sekiz yıl, dile kolay!…
Nasıl kullandım bunca zamanı, kendime, çevremdeki insanlara, insanlığa, diğer varlıklara, inanç ve değerlerime fayda bâbından ne gibi kazanımlarım oldu, ya da bir mirasyedi gibi çarçur ederek mi geçirdim bunca zamanı diye mâzime şöyle bir baktığımda ürperdim inan. Tamam, keşke yapmasaydım diye hayıflanacağım çok büyük taşkınlıklarım olmadı denilebilir ama içini daha güzel bir şekilde doldurabilirdim sanki bana ihsan edilen bunca zamanın!…
Kıymetini bilebildim mi bana verilen nice nimetin?
Mesela gençliğimin, sıhhatimin, maddi varlıklarımın, boş vaktimin, hayatımın?
Peki ya sen sevgili yârenim, sen bilebildin mi bunca nimetin kıymetini?
Ne demek kıymet bilmek can dostum, gençliğin kıymeti nasıl bilinir ki?
“Bir daha mı geleceğim dünyaya.”
“Bu gençlik bir daha ele geçmez.
ve benzeri düşüncelerin efsunkâr rüzgarlarına kapılarak elime geçen her fırsatta zevk, sefâ, eğlence ve sair gibi “günümü gün etme” yönelişleriyle mi yoksa hem kendi geleceğim hem de insanlık için ilim, irfan, ibadet, güzel ahlak, adalet, merhamet, cömertlik ve benzeri kayda değer güzel birikimler elde ederek mi? Dediğini duyar gibi oluyorum.
Haklısın, gerçekten zor bir soru sevgili yârenim ama bence bu soruların cevabını herkes kendi iç objektif bakışlarla kendi iç dünyasında aramalıdır öncelikli olarak sonra da ulaştığı cevaplara akıl ve sağduyu eşliğinde bakarak.
Sıhhatimiz ile ilgili de handikaplarımız var can dostum. Onun da hastalanıncaya yada bir kaza ve belaya maruz kalıncaya kadar bize verilmiş şaheser bir nimet olduğunun farkına varamıyoruz çoğu zaman.
Çoğu zaman yediğimiz, içtiğimiz şeylere özen göstermeyerek, zamanlı, zamansız midemizi tıka basa doldurarak, uyku ve dinlenme gibi önemli ihtiyaçlarımıza dikkat etmeyerek oynuyoruz ayarlarıyla sıhhatimizin. Veya anlık zevklerimiz uğruna içki, uyuşturucu vb. şeyler gibi ona zarar verecek bir takım kötü alışkanlıklar edinerek, telefon, bilgisayar ve benzeri elektronik aletlerin yaydığı yıpratıcı ışınlar vs. şeylere ölçüsüz bir şekilde maruz bırakarak denge diye bir şey bırakmıyoruz sıhhat dünyamızda.
Maddi imkânlarımızla ilgili birikimlerimiz de alıyor nasibini bu kıymet bilmezlik huyumuzdan maalesef sevgili yârenim.
Ya nasıl kazandığımıza bakmadan saçıp savuruyoruz birikimlerimizi düşüncesizce ya da kendimizden dahi kıskanacak şekilde sıktıkça sıkarak avuçlarımızı cimriliğin kitabını yazıyoruz âdeta. Ya da Rabbimizin bize ihsan etmiş olduğu bu nimetlerde dünyada yaşayan tüm ihtiyaç sahiplerinin nasibince bir hakları olduğunu unutuyor hepsi bizim zannediyoruz. Her iki durum da maalesef darmadağın ediyor maddeye ve hayata bakış açımızda olması gereken dengeyi.
Bir de hakkımızda takdir olunan sayılı nefeslerin içine yüklenmiş olduğu bir çip gibi yaşam sistemimize yerleştirilen ve dünya atmosferinde ilk nefes almaya başlamamızla birlikte geri sayıma başlayan ömür/hayat sermayemiz ile ilgili mirasyedi davranışlarımız var ki sevgili yârenim, anlamak mümkün değil!…
Özellikle günümüz gençliğinin
“Haydi gel hayattan biraz kopalım.”
“Hayattan kâm alalım.”
“Gel biraz zaman öldürelim.”
“Haydi, gel zamana meydan okuyalım.”
Ve benzeri gibi vesveselerin tılsımlı etkisinin altında kalarak çarçur ettiği ve maalesef giden hiçbir nefesin ya da ânın bir daha geri gelmesinin mümkün olmadığı ömür sermayesi?
Belki de çok yoğun meşgalelerin kuşatacağı zaman dilimlerinden önceki ara mesafe olan gençlik çağlarımız, kısmen de olsa boş zamanlarımız, onların kıymetinin bilinmesi konusunda ortaya konulan şuursuz savruluşlarımız?
Bu zamanların hayat güzergâhında karşılaşabileceğimiz kimi zorluklar için bilgi birikimi, maddi imkânlar veya her an bitmesi muhtemel olan ömür sermayemizden sonra iklimine dâhil olacağımız gerçek hayata dair maddi ve manevi hazırlıklar ile kurtarılması gerekmez mi coşkun bir sel gibi akıp giden zamanın içinden sevgili yârenim?
Geçenlerde bir dostum ile muhabbet ederken bir Hadis-i Şerif hatırlatmıştı bana, sana yazmaya başladığımda o güzel uyarı düşmüştü aklıma. Salât ve Selâm olsun O Habîb-i Zîşân’a. Nasıl da gaflet içinde olduğumuzun farkına varmıştım o an ve ilk fırsatta seninle paylaşmayı koymuştum aklıma.
Rivayete göre Abdullah bin Abbas (R.A.) Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz nasihat ettiği bir şahsa şöyle buyurduğuna şahit olmuş, onu aktarıyordu kıyamete kadar gelecek olan ümmet-i Muhammed olan kardeşlerine.
“Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet bil”
buyurarak şöyle devam ediyordu O Rasûl-i Kibriya (sav)
1-) İhtiyarlık gelip çatmadan gençliğinin kıymetini bil.
2-) Hasta olmadan evvel sıhhatinin kıymetini bil.
3-) Fakir düşmeden evvel zenginliğinin kıymetini bil.
4-) İşin gücün artmadan evvel boş vakitlerinin kıymetini bil.
5-) Ölüm gelmeden evvel hayatının kıymetini bil. (Hâkim, Müstedrek, 4/306)
Ne kadar unutkanız değil mi sevgili yârenim! Ne kadar da gaflet içerisinde tüketiyoruz ömrümüzü! Nasıl da eriyip gidiyor ömür sermayemiz bir şeylerin farkına bile varamadan!
Rabbimizin bize ihsan etmiş olduğu gençlik nimetini oyun ve eğlence mukabilinden şeylerle tükettiğimizin ihtiyarlık gelip çattığında farkına varabiliyoruz ama iş işten geçmiş oluyor.
Sıhhat ve afiyet içerisinde geçirdiğimiz zamanların kadrini ve şükrünü bilemeden; dünya ve ahiretimiz için kayda değer şeyler yapamadan hastalıkların, marazların içine düşüveriyoruz ansızın, kimi zaman çıkacak bir yol kalmamacasına.
Bir denenme ve sınanma vesilesi olarak ellerimize tutuşturulan maddi nimetleri, bir gönül zenginliği içerisinde; Allah’ın kullarının haklarını da gözetmeden, benlik duygularıyla çalkalanırken kaybediveriyor ve düşüveriyoruz fakr-u zaruretin kollarına.
Helal ve temiz yoldan rızık peşinde koştuğumuz, geçim derdine düştüğümüz kimi zamanlardan arta kalan boş zamanlarımızı bir mirasyedi hovardalığıyla; boş ve lüzumsuz işler ile tüketiyoruz ömür sermayemiz olduğundan gâfil, her geçen anın bizi ecele biraz daha yaklaştırdığı bilincinden uzak bir şekilde.
Ve biz her an gelip çatacak ve ağızların tadını bozacak olan ölümü unutup hiç ölmeyecekmiş gibi dünya peşinden koşarken yakalayıveriyor ecel yüreğimizden ve durduruveriyor deprenişini…
Sözün özü biz ölümü unutsak da o bizi unutmuyor sevgili yârenim.
Sen sevgili ve kadim dostumu iman ve teslimiyet farkındalığıyla değerlendirilmiş güzel bir ömür, ecelin gelişinde âh, vâh ve keşke’lerle karşılanmayacak, eyvallah edilmeyecek bir ölüm dileğimle ve bir demet dua ile O’na; kendisine emanet edilenleri en güzel şekilde koruyan, kollayan, yüce Rahman’a emânet ediyorum… Yarenin… 2-9-2022

“Rahman ve Rahim olan adına sığınarak
Açtım iki elimi kor gibi iki yaprak…”

“Ey Allah’ım! Sen’den diliyorum…
“Ey Rabbim! Sen’den umuyorum…
“Ey Mevlâm! Sen’den bekliyorum…
Zerre’den Kurre’ye cümle cihânı kuşatan Rahmetini,
Zerre’den Kurre’ye cümle cihana baş eğdiren otoriteni,
Zerre’den Kurre’ye cümle cihânı himayesi altına alan saltanatını,
Zerre’den Kurre’ye cümle cihânda kimsenin karşı çıkamadığı kuvvet ve kudretini,
Zerre’den Kurre’ye cümle cihânı aydınlatan nurunu,
Zerre’den Kurre’ye cümle cihânı kapsayan ilmini,
Zerre’den Kurre’ye cümle cihânın anlam ve hayat bulduğu ismini,
Ezel’den Ebed’e her şey yok olduktan sonra baki kalacak olan yüzünü esirgeme bizden….
Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, Yâ Mâlik-ül Mülk, Yâ Zülcelâl-i Vel İkâm!
Ey Cümle Esmâ’sı ile kâinata hayat ve nizam veren yüce kudret!
Tüm Esmân hürmetine bize
ihtiyarlık gelmeden önce gençliğinin,
hastalıklar gelmeden önce sıhhatinin,
fakirliğe düşmeden önce servetinin,
meşgaleler hayatını kuşatmadan önce boş vaktinin,
ölüm gelip çatmadan önce de hayatının kadrini kıymetini bilen” bahtiyar kullarından olabilmeyi nasibet.
Biz âciz ve günahkâr kullarına
“Zât-ı Âl-ine lâyık kul,
Rasûl-i Zîşân’ına layık ümmet,
cümle Ümmet-i Muhammed’e layık kardeşlik şururu” ile
ömrümüzü tamamlayabilmeyi lütfet…
Kabul olunmayan duâdan sana sığınırız. Yâ ilâhî, kerem et, ihsân et!… Âmiiin, Yâ Muîn…


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin