..00:00.. //
Giderken götüren şeylerin götürüsü, gitmişse de
kalmadığı yer kalmaz.
Dilime pelesenk cümlelerle depreşirken yaralarımın kermeleri, soluk yüzlü saz ekibinin şanslı sanılan, şanssız tarafında büyürken umudu, siyah çerçeveli bir tablo kadar kıymetlenemediğini bilmeden gülümsüyor, dünyaları ayaklarının altında görerek.
Salı pazarında yürürken eli arkasında, ayakları çamura paralel düşerken yere, sallanırken göğsünde asılı gururu, ve nefesiyle tımar ederken bıyıklarını, sahipsiz bir köpeğe fırlatılan korku dolu gözleri diziyordu gömlek cebiyle, ceketinin içine.
Salya sümük sessizlikte, titrerken gözlere değmeyen yerleri, sınavı sabırlaştırırken, salarken içinden nefesi kesik kesik, dalarken umudun pembe hayallerine,
bir at kişnemesi,
bir eşek anırması,
bir koyun melemesi,
bir insan haykırması yarışıyordu insansızlıkta ve insafsızlıkta.
Çürük meyvelerin gökyüzüyle temaşası esnasında salınan küf kokusuyla tıkanan nefes standardı Ve belinde ağrıya yenik düşen hareket etme çabası, sanayi çırağı kiriyle temizlenmiş yüze atılan eğreti bakışla, sabahı bilmez akşamlarda çıkan sessizlik ve dört duvara sığan çığlıklar.
Bakım zamanı geçmiş bakışlarını yamulturken sokağın işlek köşesinin paraleline, saçından açılan parlak kısımdan yansıyordu gökyüzünün mavisi.
Delikanlılığın akıllı deliliği, adı bilinmez lakap cemiyetinin uzun soluklusu.
Ne diyordum ben yine?
Büyüklenme,
Böbürlenme,
Umutlanma.
Bazen umut bile sende emanet,
yüzüne bakmadan salınıyor önünde, güneşin batışına tezat yönde.
O gidiyor,
sen bitiyorsun,
daha başladığını idrak edemeden,
Başın gövdene yabancı,
Çocukluğunu sürüklerken..
