..00:55.. /
Neyse ki içimiz içimizde, üç beş kelimeye sığmayan sıkılganlıkları sıkıştırdığımız odalarımıza, misafir ettiğimiz sinirleri, eli değnekli ricalarla yerleştiriyoruz,
olmazlıkların kenar açılarının dikliklerine.
Köşeler oval olsa sıkışmayacak, olmasa sıkıştırılmayacak,
ikiz kenar üçgenin yan yatmış görüntüsünde ki yamukluğa tav oluyor insan,
insanımsıların yanılmışlıklarını biriktirdiği kesenin yamuk duruşunu gördükçe.
Sonra vazgeçmekten vazgeçiyor, geri dönmeden dönüyor geri,
bir tutam kahve, üç beş yeşil artığı,
kalanı duvardan sıyrılan, geceden kalma küfürler.
Üzerine beyaz badana bulaşmış tiksinti, elinde süpürge sapına yapışmış çocuk,
saat tıkırdar, yer ıslanır,
bir köpek havlar Zihnim oyunlarına bin yenisini daha katar.
Ve seçemediklerimizin seçilmemişliklerine seslenemeyişimizle büyüyen asabiyetin, iğneyle çuvaldızla olmayacak bir yamuğa girişi.
Evet deli saçması saçmalıkların ortaya saçılmasına müteakip, titriyor elimin üstünde yönü yöresi susuz kalmış haber güvercinleri.
Semeriyle seksen, semersiz yemiş yetmemiş,
yetmiş, kıymet bilinmemiş çırpınışlarda düşmüş komikliğin kırmızı burunlu sahteliğine.
Okumak zor olsa da, yazmak değil parmak uçlarımdan fışkıran dengesizlik.
Velhasılıya verilen beyaz mendilli eli takip eden kelimeler topluluğunun, nefeslendikçe biriken hayretleri,
son zurnanın sessizliğine kadar sallamıyor tavırlı bitirmez geceyi.
Döndükçe aklından sökülen kelimelerden ötürü, duvarlar kan revan kelime ölüsü.
Elimi attığımda kalmasa aklım, aklımı atıp yeni bir alfabeye dönüştürecektim ellerimi.
Ellerim ki kefilim, hiç benden yana olmadı,
Kalbim, beynim, gözlerim gibi.
Sonra atına binmiş bir kovboy gibi, güneşe yelken açmanın kıyısında,
bırakmak vardı anlamadığım sözleriyle, bir yabancı müziğin akışına..
