YAREN MEKTUPLARI – 22 İNSAN BİR ÂLEMDİR

İBRAHİM ŞAHİN

Zaman zaman elini omuzuma atar “insan bir âlemdir oğul” derdi rahmete kanasıca babam.
Her ne kadar anlatmaya çalışsa da anlamazdım, anlayamazdım hikmetini bu sözün.
Âlem ne demekti?
İnsan nasıl âlem olurdu?
Kavrayamazdım dünyaya tozpembe pembe ufuklardan baktığım, başımda deli rüzgarların, yüreğimde hoyrat heyecanların depreştiği, farkında olmadan kendi kendimi yağmalamış olduğum o günlerde bu soruların cevabını..
Eyvah, eyvah!
Bağışla beni sevgili yârenim; Dalıp gittim soruların arkasından.
Ama gerçek soru şu şimdi; Selamsız kelam mı olurmuş?!..
Eyvallah!
Selamların en güzeli, yüreklerin en özellerinden biri olan nadide yüreğine olsun can dostum. Bizâtihi Selam olan ve selamın sahibi yüce kudret seni selamette kılsın dilerim.
Sıhhat ve afiyet nimetlerinden kanasıya nasipleniyorsundur inşallah sevgili yârenim.
Rabbim her daim gönlünü sekinet, yüreğini saadet, vücudunu sıhhat ve afiyette kılsın.
İnsan olmak zor zenaat olsa gerek sevgili yârenim. Gördüğün gibi bir duygu yada düşüncenin peşine düşünce unutuluveriyor bazı sorumluluklar bağışla.
Ama bu tür savrulmalarla; Kimi zaman sancısıyla kimi zaman hazzıyla nasiplenmek hayat denen efsunkâr bâdenin kaçınılmaz gibi sanki.
Biliyor musun sevgili yârenim; hayata dair bilgi ve tecrübeler arttıkça gözündeki perdeler daha bir aralanıyor, daha bir berrak görüyor gerçekleri sanki insan.
Ya da daha bir dingin ve engin bir pencereden bakabiliyor hayat akışına.
Babamın öğüdüne parmak basıyorcasına, ömrün yetmişinci menziline iki durak kala, başım ellerimin arasında, avuçlarımdan kayıp giden zaman, bir âlem olduğumun farkına vararak kendimi bulmamı öğütlüyor bana.
Gün oluyor nerelerde yitirdiğimi dahi bilemeden bir arayış içinde buluyorum kendimi,
gün oluyor bulduğumu sandığım şeyin ben olmadığımın farkına varıyorum.
Bir meleklerin gıbta ettiği makamdayken fark ediyorum kendimi sevgili yârenim,
bir iblisin dâhi hayret ettiği sinsi bataklarda fütursuzca debelenirken…
İnsan nasıl yitirir kendini?
Gerçekte yitirdiği nedir?
Bulduğunu sandığı gerçekten kendisi midir?
şeklinde deli sorular örselerken beynimi, Merhum Üstad Şeyh Gâlib’in
“Hoşça bak yüzüne kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” beyiti yetişiyor imdadıma.
Âlemin özü, varlıkların gözbebeği bir varlık olmak gururumu okşuyor ve içimden bir ses beni fısıldıyor bana. Ben buradayım ey İbrahim başka yerde arama…
İşte o zaman sevgili yârenim, yitiğimi içimde, kendi özümde, sağduyumda, inanç ve değerlerimde bulmam gerektiğinin farkına varıyorum.
Ve kulak veriyorum kendi iç/öz sesime…

Ey İbrahim! Unutma ki; sen ezelden başlayarak ebed ufkuna kadara devam edecek olan bu hayat güzergahına bırakılmış seçkin bir yolcusun yâni senden bir tane daha yok.
Bir yolcu geldiği yeri ve geliş sebebini unutursa, gideceği yeri ve karşılaşabileceği şeyleri de unutur. Bu bir anlamda kendini unutmaktır, kendini unutmak ise sinsi bir hastalıktır.

Ey İbrahim! Bizatihi kendisi bir âlem olarak yaratılan insan âleme, ortak ve evrensel insani değerlere sırtını dönerse kendisine de sırt dönmüş, ihanet etmiş olur ve eğer insani değerleri kullanmaya, işine geldiğince istismar etmeye kalkışırsan insanlığa da ihanet etmiş olursun.

Ey İbrahim! Unutma ki; İnsan gün gelir bir şeyi doğru olarak görür ve gün gelir ulaştığı bilgiler ve yaşadığı tecrübeler onun yanlış olduğu sonucuna götürebilir aklı ve idraki. Zillet olan şey yanlış görmek, aldanmış olmak değil, bağnaz bir anlayışla aldanışta ve yanlışta ısrar ederek hakikate ihanet etmektir.

Ey İbrahim! Unutma ki; Umudu da olmalı insanın hayali de, ancak realiteyi anlayacak kadar da ilgisi, bilgisi, kabiliyeti ve idraki de olmalıdır safını belirleyebilmek için; değilse dostunun yüz karası, düşmanının maskarası olman kaçınılmazdır.

Ey İbrahim! Unutma ki; Sahip olduğunu sandığın her şeyin emanettir sana, dilin de tabi ki, sakın ola haksızlığa uğrasan da onu kirletme; bataklığı kendilerine mesken edinenlerin seviyesine düşme. Müslüman’a düşen söylediği her sözün sorumluluğunda olduğu bilinciyle sözün güzeliyle mukabele etmektir.

Ey İbrahim! Unutma ki; hangi alanda olursa olsun ön yargı, bağnazlık ve saplantılar insanın aklını ve idrakini devre dışı bırakır. Aklın ve idrakin kaybı insanlığın ve dinin iflasıdır. Bu bakımdan muhatabını anlamaya çalışarak dinle, ola ki söylediklerinde sana hayat verecek hakikatlere de yer veriyor olabilir ya da sen ona bu anlamda yardımcı olabilirsin. Esas olan birbirine faydalı olmanın yollarını aramaktır.

Ey İbrahim! Unutma ki; Aslolan adalettir. Bu bağlamda sözlerin en doğrusu ve güzelinin sahibi “Bir kavme (topluluğa) olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin…” diye seslenir idraklere. Nümûnei imtisal olan can ise yaklaşık olarak “Bir insana olan düşmanlığınızda aşırı gitmeyin ki gün olur dost olabilir, yaptıklarınızdan dolayı utanırsınız. Dost olduğunuzla dostlukta da aşırı giderek sırlarınızı paylaşmayın ki gün gelir düşman olabilir verdiğiniz sırların ifşasında dolayı utanır ya da zarara uğrarsınız.” anlamında uyarılarda bulunmuştur.
Adaletsiz davranarak bir başkasına zarar vermek de, adalet olan bir hükme bile bile itiraz etmek de zulümdür.

Ey İbrahim! Unutma ki; Kâinat bir fitne ve zulüm arenası adetâ; her yanda kan, ateş, barut ve her yandan bilgi kirliliğine neden olan haberler karmakarışık ediyor duygu ve akıllarımızı. Ve bu haber kaynaklarının büyük bir bölümü fâsık ya da kafirlerin elinde.
Sahibimiz olan yüce kudret “Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.” Diye uyarmaktadır seni. Bu bakımdan gelen haberleri araştırmadan kabul etmek aklına ve inancına ihanet etmek, dostunu düşmanını tefrik edemeyerek düşmanın ekmeğine yağ sürmek sonucunu doğurabilir dikkat et.

Ey İbrahim! Unutma ki; Rabbimiz Kitâb-ı Keriminde “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…” buyurarak din olarak İslamı indirdiğini, kemâle erdirmiş/ tamamlamış ve ondan razı olmuş olduğuna dikkat çekmiştir. Bizlere düşen o dinden gayrısına, ya da İslam’mış gibi sunulan zan, vehim ve hayal ürünü tasavvurlara sapmadan ve saplanmadan Kur’an ve sahih sünnet İslâmı’na tabi olmak kendimizin farkına varmışlığımız olacaktır.

Ey İbrahim! Unutma ki; kavim kavim yaratılmış olmak bir kader, farklı mezhep ve meşreplere sahip olmak bir gereklilik olsa da ayrılık, gayrılık ve benzeri fitnelere neden olacak şekilde bu isimleri bayraklaştırmak ve onlarla övünmeye kalkışmak bizi özümüzden kopararak uzaklaştıran çetin bir savrulmadır. Çünkü Rabbin sana “Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve: “Ben gerçekten müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” diyerek Müslüman adından başka bir ad ile isimlenmekten, gururlanmaktan, tanımlanmaktan şeytandan kaçıyor gibi kaçman gerektiğini öğütlemektedir.

Ey İbrahim! Unutma ki; “Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyâmet günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir. İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir.” Her nefis zerre miktarı hayrın da zerre miktarı şerrin de hassas teraziler konacağı, tüm sırların ifşa edileceği, kimsenin kimseye faydasının olmayacağı, anne, baba, eş ve çocukların birbirinden kaçacağı, başı derdine düşeceği bir güne uyanacaktır.
O güne yüzünü karartacak şeylerden arınarak ulaşmaya çalışman sonsuz nimetlere kavuşturacağı gibi, arınmadan gitmende sonsuz azaplara vesile olabilir. Lütfen bu sözlerime kulak ver ve kendini de beni de helake sürükleme…
Uffff! Nefes dahi almadan dinledim biteviye devam eden iç seslerimi desem mübâlâ etmiş olmam sevgili yârenim.
Rabbimize ne kadar şükretsek azdır ki sevgili can dostum; her an uyaran, hak ve hakikate çağıran bir iç münadi ile de destekliyor biz kullarını. Önemli olan bu sesi duymak ve değer vermektir sanıyorum öyle değil mi?
O zaman nasıl bir âlem olduğunun farkına daha iyi varıyor insan.
Unutma seni bir yâren, dost ve kardeş olarak önemsiyor ve çok seviyorum.
Bir başka Iyd-i Cum’anın manevi kiliminde, münbit bir muhabbet sofrasında yeniden buluşabilmek umut ve dileğimle seni O’na, kendisine emanet edilenleri en güzel şekilde koruyan, kollayan muhafaza eden Mevlama emanet ediyorum. Yârenin. 23-9-2022


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin