İBRAHİM ŞAHİN
Selamların en güzeli ile selam olsun sana ey; Her Cum’a sabahında selamıma karşılık veren, bana, sözüme ve yazıma tahammül gösteren, yârenlik hazzını tattıran, varlığına şükran duyduğum, dualarıma konuk etmekten ve dualarında yer bulmaktan huzur duyduğum cân.
İçindeki o çok özel zaman dilimi ile sana, vatanımıza, milletimize, sevdiklerin ve sevenlerinle birlikte cümle ehl-i imana ve dâhi insanlığa hayır, huzur, bereket ve saadet ile gelmiş olsun inşallah mübârek Iyd’i Cum’ân…
Biliyor musun sevgili yârenim; Kelam sıfatına sahip, kendi dileğince, usül ve üslubunca dilince ama bilemediğimiz, bildirilmediğimiz bir şekilde konuşan Rabbim tüm varlıklara da bir iletişim yolu ve şekli takdir etmiş, nakşedivermiş fıtratlarına; birbirlerinin his ve ruh olarak da farkına varsınlar, gereksiz sükûtların koynunda yok olmasınlar diye.
İşte bundandır ki can dostum; Her canlı kendince, fıtratınca, birikim, tecrübe ve marifetince sesini duyurmaya, ilişki kurmaya çalışır cümle varlıklarla.
Özelde ise insanlar insanlık tarihi boyunca bilgi ve tecrübi gelişmeler ışığında duygu, düşünce, his ve keşiflerini birbirleriyle konuşarak, sözün ve kelamın ya da yazarak, çizerek, fotoğraflayarak ve benzeri marifetler vasıtasıyla paylaşmışlardır Âdem atamızdan beri…
“Ama ilk insanlar işaret diliyle konuşuyorlardı!” Dediğini duyar gibi oldum bir an!
Sen de mi yârenim, sen de mi kadim İlâhi beyanın ilk insandan başlayarak son elçi Hz. Muhammed Mustafa efendimize kadar elçiler eliyle devrederek gelen insanlık öyküsü öğretisini yok sayarak; Doğru, isabetli olan kimi tespitleri olsa da kahır ekseriyeti zanna, vehme, varsayıma dayalı geçmiş kavimlere ait kalıntı okumalarını yegâne muteber kaynak/bilgi olarak kabul edenlerdensin?!..
Ama sevgili yârenim, İslam dininin inananları için sözlerin ve haberlerin en doğrusunun kaynağı, muteber oluşu tartışılmaz olan Kuran’da Yüce Rabbimiz el yordamıyla kazanılmış bir işaret dilinden değil, bilakis Adem’e varlıkların isimleri öğrettiğinden, bunu melekler karşısında söylettiğinden ve yine Adem’in kendisinden bir takım kelimeler talep edip bunlarla tevbe ve istiğfar ettiğinden bahseder.
Niteliği, niceliği, boyutu, konuşma dili işaretleri bilgimizin dışında olsa da bu haber bizim için bütün sözlerden, kazılardan, iddialardan, zanlardan, tahminlerden ve tarihlerden daha muteberdir sevgili dostum.
İnsan bir eşref-i mahlûkat olarak kendisine verilen nimetlerin içindeki daha estetik, daha sanatsal, daha verimli olan yanları keşfetmekte ve kullanmada çok mahir bir varlıktır.
Bu gelişmeler istisna istismarcı, çıkarcı, zalim ve katı ruhlu olanlar hariç erdemli insanlar tarafından hayatın her alanına yayılarak, toplumsal yaşamın daha da kolay ve kaliteli olabilmesi için her geçen gün yeni keşifler gelişmeler için çalışmışlar yapılmıştır.
Sevgili yârenim biliyor musun; Maddi gelişmeler ve doyum bir yere kadar mutlu etmektedir insanı. Çünkü o duygusal, düşünen, hisseden, estetik ve güzel olan her şeyden, özellikle de kendisini değerli hissettiren, ruh okşayan sözlerden ziyadesiyle etkilenen bir varlıktır. Bu bakımdan onun hayatını değerli kılan şey yalnızca yiyip içtikleri, giyinip kuşandıkları, tükettikleri değil bilakis hissettikleri, duyguları, içtenlikli paylaşımlarıdır.
İşte bundandır ki; Madde alanındaki gelişmeler kadar olmasa da bir avuç gönül dervişi insanlığın ruhsal ve duygusal estetik alanında da inkişafların olabilmesi için kendisini geliştirmenin yollarını aramıştır. Bunlar sözün özünü, güzelini, estetik ve edebi olanını, akıllara, ruhlara, gönüllere, idrak ve iz’anlara hitap edenini hissetmeye, düşünmeye, yazarak ve söyleyerek insanlığa hediye etmeye özen göstermişlerdir.
Bu dostnâmemize konuk edeceğimiz ve her biri birbirinden değerli sözlerin sahipleri için duâmız “Tüm sözlerin, kelam ve anlamların yegâne yaratıcısı ve sahibi Rabbimiz sözlerinizi yükseltsin, sözlerinizi özünüze, fiillerinize ve kendi rızasına kılavuz kılsın” demek olacaktır.
Zira her söz bir iddiadır ve her söz buzlu/kaygan bir zeminde yürümek gibi dikkat ve rikkat ister. Değilse sözünüzün peşinden yürüyenlerin itibar ve şahsiyet basamaklarından yuvarlanmasına neden olabilirsiniz kendinizle birlikte.
Altmış sekizinci yılın yapraklarını eskitirken ardıma dönüp baktığımda görüyorum ki; Bunca yıllık hayat serüvenimde aklım erdiğinden beri yaşadığım ve şahidi olduğum tecrübelerim bana sözün yazı ve kelam şekliyle kullanılıncaya kadar insanın esiri, söylendikten sonra da ya insan sözünün esiri veya sözün insanın eseri olduğunu idrak etmişimdir.
Bundandır ki; Esiri olunacak sözler yerine eser olacak sözler söylemelidir insan.
Bilesin ki sevgili can dostum; Güzel ve hikmetli sözler kolay söylenen kelamlar değildirler.
Her zaman duyarlı ve mütefekkir bir yürek taşımanızı isterler göğüs kafesinizin arkasında.
Kimi zaman mecnun bir seyyah gibi dolaşmanızı isterler kitapların satırları arasında,
Kimi zaman doğum sancılarına eş sancılarla beklemenizi tefekkürün ufkunda,
Kimi zaman da nazlı bir gelinin duvağını açabilmek için nasıl kıvranırsa karşısında sevgili, öylece el pençe divan durmanızı özlerler karşısında.
Gönülleri olmuş ya da vuslat vakti gelmişse ya berceste bir şiirin mısraı, beyti veya nâdide bir Kelâm-ı Kibar olarak doğarlar idrak âğuşunuza.
Gün olur uykudan uyandırarak teslim eder kendisini ellerinize, kimi zaman yolda yürürken not düşmek, kimi zaman arabanızı sağa çekmek zorunda kalırsınız kanatlanıp uçmasın diye. Zira güzel olan her şey gibi sözler de ilgisizliği hiç mi hiç haz etmezler. Kapınızı çaldığı an dünyayı durdurup onunla ilgilenmenizi ister, değilse bir anda uçup gider dimağınızdan.
Bundandır ki; Hayatım boyunca güzel söze meftun olmuş, sözü güzel söylemeye gayret etmişimdir. Bu bakımdan arkasında durulacak sözler söyleyerek sözü örselememek yağmalamamak ya da sözümüzle yağmalanmamak çok önemlidir sevgili can dostum.
İşte sevgili yârenim bu mektubumda her okuduğumda “Hımmmm! Güzelmiş” diye hoşnut olduğum, bana ve hayata dair içimde ufuklar açtığından ve duygular uyandırdığından yani hayatıma zenginlik kattığından dolayı özlü sözler bohçamda biriktirdiğim sözlerden bir buket yaparak bırakmak istedim gönül ve idrak kapına.
Biliyorum sözü çok uzattım yine her zamanki gibi kusura bakma.
Şimdilik o buketten birkaç söz paylaşayım, geri kalanları da ömrümüz olur da tekrar buluşabilirsek inşallah gelecek Cum’a kuracağımız yârenlik sofrasında paylaşalım.
Umarım her birini okudukça sen de mutluluk duyar, sözü yaratana şükür makamında, sözü söyleme hikmet ve letafetine sahip olan söz sahiplerine ve bu nadide sözleri derleyerek bir muhabbet sofrasında gönül iklimine sunmaya çalışan bu âcize de duacı olursun…
- Namaz beş vakit, ahlak ise yirmi dört saat farzdır.
- Bâzen saatler zamanla yarışır fakat hep olması gereken kazanır.
- Sustuysam Rabbime bırakmışımdır.
- Umutsuz özlemlerin eylemi ağlamaktır.
- Kapımıza vurandan çok kalbimize tıklayan buyursun.
- Yastık değil kafa rahat olacak, döşek değil vicdan rahat olacak ve insan yorgana değil huzura sarılıp uyuyacak.
- Her insan gibi ben de düşer kalkarım ama ne iteni unuturum ne de tutanı.
- Küçümseme kimseyi; nokta da küçüktür fakat bitirir cümleyi.
- İnsanın koynunda yatan ile kalbinde yatanın aynı olmaması sinsi bir cenderedir.
Gelecek dostnamede devamında buluşalım inşallah sevgili yârenim… 30-09-2022 Cum’a.
