YUSUF AKYÜZ
Sunduğun hicran kadehiyle
yudumluyorum suskunluğu,
hüznüme katık oluyor gözyaşlarım,
kaçırarak yüzümü gerçeğin aynasından
dalıyorum efsunlu vâdisine hülyâların,
güneşe kin besliyorum,
kurşun sıkıyorum izine şafakların…
Züleyha hücresinde örselenir iffetim;
duramam Yusufça dimdik,
o ki; azap meleğim
Mahkûmuyum çaresiz
Yüreğimde şaklayan gül dalı kırbaçların…
Mecnûnla izim kalıyor çöllerde,
Ferhat olup deliyorum yüreğini dağların,
tükeniyor birer birer koştuğum tüm ufuklar
yorgun düşüyor umutlarım…
Giriyorum koynuna gece’nin
dinsin diye sancılarım,
gece amansız bir makber
Münker Nekir’i benim
ve sanığıyım en çetin davaların…
Sırlarım ifşa edecekler diye kendilerini
içim titriyor
tutsağı oluyorum eyvâhların…
Son çâre deyip
sığınıyorum kucağına;
ceylancasına tedirgin,
kuş gibi ürkek,
ve son nefes gibi umutsuz
duâların…
