YÂREN MEKTUPLARI- 25 FE EYNE TEZHEBUN/BU GİDİŞ NEREYE?

İBRAHİM ŞAHİN

Evet sevgili yârenim! Bir kez olsun düşünelim; dünyada ebedi olarak kalıcı olmadığımızın, yani yolculuğun bizim için de kaçınılmaz bir kader olduğunun bilincinde miyiz?!..
Üzerinde bulunduğumuz yolu ve bu yol ile nereye, niçin ve nasıl gidiyor olduğumuzu, ulaşacağımız son noktada bizi nasıl bir akıbetin bekliyor olabileceğini merak ettik mi hiç?!…
O halde; içinde bulunduğumuz bu amansız, baş döndürücü akıştan kendimizi bir an için olsun çekip alarak, ebedilik mekanında hesaba çekilmeden önce kendimizle yüzleşmek, vicdan aynamızda kendi öz görüntümüzü seyretmek nasıl olur dersin!?…
“Al önüne hayatı sorgula kare kare
Yüzler ak gidilmeli gidilecek son yere
Budur azap ateşini söndürmeye tek çare
Bu söz ışık olsun da şu gidişi durdurun
Sorun hiç usanmadan “Fe eyne tezhebûn…”?

Sevgili ruh yoldaşım! Gel birlikte bir öz eleştiri yapalım hayatımız ile ilgili olarak;
Güneşten önce doğmamız, nevm-i gafletten sıyrılmamız ve dağarcığımıza bir lütuf olarak konulan yepyeni bir gün için teşekkür sunularında bulunmamız gereken keremkâr yaratıcıdan bigane olarak mı karşılıyoruz sabahı yoksa?!
Yoksa şafaklarla birlikte doğamıyor muyuz hayata?
Şafaklar bizim için de yüz ağartıcı şafaklar olmaktan uzak mı?!
Uykunun kollarında mı eritiyoruz en bereketli zamanları?!
Eğer şafaklarımızın can çekişirken ortaya koyduğu feryadı dağlar, taşlar, ağaçlar, kuşlar hâsılı her şey duyuyor da biz duyamıyor isek sormalı değil miyiz kendimize;
“Ey yolcu bu gidiş nereye?!…”

Rezzak-ı Âlem’in yer yüzüne yaymış olduğu sofradan payımıza düşenleri toplarken temiz veya kirli olması bizi fazla enterase etmiyor mu yoksa?!
Yoksa “ekmeğini taştan çıkarır” cinsinden esnaf, memur, öğrenci vs. olarak anılma sayılabilme duygusu ve gayreti taşlaştırıyor mu kalplerimizi?!..
Başkalarının haklarına fütursuzca uzanırken ellerimiz, münker, mağruf ayırt etmeden yapıveriyor muyuz elimize düşen her işi?!…
Bize güvenerek gelen ve samimiyetle teslim olanları bir anda alarak güven ve istismar tezgâhına yapıveriyor muyuz en vicdansızından edeceğimizi?!
Varsa da, yoksa da çıkarımız mıdır en kutsal değerimiz?!…
Hiç düşünüyor muyuz “Nereye gidiyoruz” diye!…
“Ahlaksızlık erdemdir, hırsızlıksa beceri
Kimin cebinde bilmem hangi hırsızın eli
İşimiz yalan dolan; gündüzlü ve geceli
Unutma bu gidişle iyi görünmez sonun
Ey insanlık iyi düşün; “Fe eyne tezhebûn…”?

İşçi, memur vb. ekmeğini emeğiyle kazanan biri isek eğer, yapmakta olduğumuz işlerin helal mi, haram mı, kirli mi, temiz mi, toplumun menfaatine mi, zararına mı olduğu gibi hususlar ilgilendiriyor mu bizi, ya da “ne olursa olsun beni ilgilendirmez ben yapmaz isem başkası yapar” diyerek devre dışı mı bırakıyoruz vicdanî değerlerimizi?!…
Yaşadığımız hayatta istikbal kazanabilmek, makam, mevki, maaş vb. gibi bir takım nimetlere ulaşmak gibi çok doğal ve haklı taleplerimizi gerçekleştirebilmek için her yolu mubah mı saymaktayız yoksa?!
Arzu ettiğimiz ve gerekli saydığımız her hangi bir şeye kavuşuncaya kadar askıya mı almaktayız inanç ve değerlerimizi; yok mu saymaktayız?!
Eğer doğrular pirim yapmıyorsa, bir başka ifade ile muhatap olduğumuz insanlar kör iseler biz de şaşı bakarak kayıp mı ediyoruz çıkarlarımız uğruna düzgün bakabilme ve görme erdemimizi?! Yani dünyevi çıkarlarımız; okulumuz, ticaretimiz, mevkiimiz, makamımız vb. şeylerimiz adına satışa mı çıkardık tüm “satılamaz” değerlerimizi; inancımızı, ahlakımızı, ilkelerimizi?!
O halde hiç düşündük mü “nereye gidiyoruz” diye?!
“Ey yolcu! Bu gidiş nereye?!…
Dinmiyor hayatlarda arzunun kasırgası
Kaptırılmış nefise insanlığın yakası
Ey insanlar bilin ki; yok bu işin şakası
Bu şuursuz gidişten birazcık uzak durun
Sorgulayın kendinizi “Fe eyne tezhebûn”?

Peki ya sevgili yârenim, sosyal hayatımızda hakikatin, hakkaniyetin, adaletin ve diğer bir nice erdemlerin yeri ne kadar; çıkarlarımızla örtüştüğü kadar mı?!
Bu değerlerden bazıları birilerince çiğnenirken “aman, nemelazım, bir ben mi kaldım, sesim çıkmasın ki adım da çıkmasın, kendimin ve çocuklarımın istikbali için susmalıyım” diyerek etrafımızda olup biten her şeye kayıtsız mı kalıyoruz?!
Yani hakikatin şahitleri olamıyor muyuz?!
Çıkarlarımız adına renk mi değiştiriyoruz bukalemun gibi.
Ayak mı uydurmaktayız her şeye, yaptığımız şeyin ve söylediğimiz sözün hesabından korkmamakta, endişe duymamakta mıyız?!
O halde hiç düşündük mü “nereye gidiyoruz” diye.
“Ey yolcu! Bu gidiş nereye?!…

Aile içindeki ilişkilerimiz hep çıkar hesaplarına mı dayalı yoksa?!
Yoksa sevginin, hoşgörünün, merhametin yeri çıkarlarımızla sınırlı hale mi geldi?! Çocuklarımızın istikbalini düşünürken birinci derece de endişelerimizin kaynağı dünyevi olanlar mıdır, uhrevi hayattaki ebedi istikballerini hiç mi hesaba katmamaktayız?!
Anne ve babalar olarak karşılıklı ilişkilerimizde dengeyi kurabiliyor muyuz?
Dengesiz davranışlarımızla onları da sevgisizliğin, tahammülsüzlüğün, anlayışsızlığın soğuk ve acımasız kollarına mı terk etmekteyiz yoksa?!
Evlatlarımız anne ve babalarını sevgi ve saygıdan mahrumu bırakmaktalar?!
Eş ve çocuklarımız ihtiyaçlarının helal yoldan mı, haram yoldan mı karşılandığını hiç mi merak etmemekteler yoksa?!
Büyükler küçükleri sevgisizliğin, küçükler ise büyüklerini ilgisizliğin ve saygısızlığın kahredici pençesine mi terk etmektedirler?!
Yani çetin bir çürüme midir yaşadığımız, herkes birbirini ateşe mi taşımaktadır söz ve tavırları ile?!
O halde hiç düşündük mü “nereye gidiyoruz” diye.
“Ey yolcu! Bu gidiş nereye?!…

Gençler aşk, meşk peşinde, ihtiyarlar kaygısız
Büyükler de sevgi yok, küçüklerse saygısız
Sözler hikmetten mahrum, fiillerse faydasız
Dönülmez olmadan yol bir atakta bulunun
Ve sorun kendinize “Fe eyne tezhebûn”?!

Hakk ile irtibatın diğer boyutları , örneğin gün de beş kez O’nun ile buluşmak, iş ve meşgalelerimize ara vererek O’nu yeniden hatırlamak, Hakk ile olan ilişkimize taze kan vermek ne kadar önem taşıyor bizim için, bu büyük buluşma bir heyecan dalgası estiremiyor mu yoksa hayat iklimimizde?!
Ya bize sunulan maddi nimetlerde ki başka hak sahibi olan insanların haklarını gözetmede ki hassasiyetimiz; ben kazandım, bunlar benim, “Allah(cc) dileseydi verebilirdi, ben ne diye verecekmişim” mi demekteyiz?!
Verdiğimiz zaman da başa kakarak, büyüklenerek, zelil ederek mi vermekteyiz?!…
Mü’minler hep kardeştir, duydun mu acısını
Yüreğini bir edip çektin mi sancısını
Öz canın gibi bilip kardeşini, bacını
Derdiyle dertlenmeyip nasıl bıraktın mahrum
Söyler misin Müslüman “Fe eyne tezhebûn”?!

Ya diğerleri; iş arkadaşlarımız, uzak yakın komşularımız, akrabalarımız, ilişkide bulunduğumuz diğer insanlar?!
Onlarla olan ilişkilerimizde nedir önceliklerimiz?
Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri onlara reva mı görmekteyiz?!..
O halde hiç düşündük mü “nereye gidiyoruz” diye.
“Ey yolcu! Bu gidiş nereye?!…

Bu sorular diriltsin kalplerde ki imanı
Boğsun gönüllerde ki Hak ka karşı tuğyanı
bakın geldi geçiyor uyanmanın zamanı
Hakka isyan etmeyin, yalnızca O’na uyun
Sorgulayın kendinizi “Fe eyne tezhebûn”?!

Ey ebediyet yolcusu! O halde;
Bir gün olup hesapla yüz yüze gelinmeden
dünyada yaptıkların önüne serilmeden
“Yetiş ey helak!” diye feryada gömülmeden
Hak’mıdır, bâtıl’mıdır, iyi belirle yolun
Son pişmanlık fayda vermez “Fe eyne tezhebûn”?!

Son pişmanlığın çürütücü pençelerine düşmeden kendimize dönüp, hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekebilmek ümit ve dileğimle, emanetin kendisine emanet edilenleri en güzel şekilde koruyan, kollayan ve muhafaza eden Mevlâya olsun sevgili yârenim.
Selam, muhabbet ve dua ile… Yârenin… 28-10-2022 Cum’a


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin