İBRAHİM ŞAHİN
Yine bir muhabbet sofrası ve yine aklımda sen.
Selamların en güzelini bırakıyorum yürek kapına sevgili Yârenim.
Çünkü selam değer vermektir, önemsemektir, özlemektir ve duadır selam.
Nasılsın görüşemeyeli, sıhhat ve afiyettesin umarım. Umarım her şey gönlüncedir.
Geçenlerde bir dost meclisinde “Her insan bir kimlik, her kimlik bir zihin, her zihin bir âlemdir.” Sözü düştü dağarcığıma ve bir de sen. Bunu yârenimle paylaşmalıyım diye geçirdim içimden ve işte duruyorum sözümde.
Biliyor musun sevgili yârenim; Aslında anlayış, kavrayış, algılama melekesi olan zihin aynı zamanda yaşantıları, öğrenilenleri, bunların geçmişle olan bağlantılarını bilinçli olarak kafada saklama gücünü ve bu birikime göre davranma kabiliyeti de kazandırır insana.
Bu bağlamda düşünüldüğünde yeryüzünde ilk insandan beri süregelen barışların da, savaşların da mimarları aktif ve üretken zihinlerin ta kendileridir.
Yani insanlık tarihi bir bakıma zihin hükümranlıkları tarihidir de diyebiliriz.
Zihinler kuşatılarak kazanılan zaferler, toplumlar ve mekânlar kuşatılarak kazanılan zaferlerden daha sahici ve daha kalıcıdırlar. Çünkü bu yolla bir toplumun zihnindeki var oluş değerlerini yağmalayıp, yerine kendi düşünce, inanç ve kültürünüzden oluşan değerleri nakşediyor o toplumu sizin gibi düşünme ve davranma konusunda kodluyorsunuz demektir.
Bundandır ki sevgili yârenim; Müstevli devletler bir ülkeyi kuşatmadan, fethetmeden önce o ülkenin insanları içerisinden zihinlerini istila ettikleri payandaları vesilesiyle insanlarda algı değişiklikleri oluşturarak olgunlaştırırlar fiziki kuşatma zeminlerini.
Emperyalist düşünceye sahip olan hükümranlar bilirler ki; Her ne kadar ülkeleri fethetseler de bir gün geri çekilmeleri mukadderdir. Bu bilinçle kendi kültür istilaları ve sosyal, siyasal ekonomik egemenliklerinin devamı için o toplumlardan gerek kültürel bağlamda gerekse çıkar kodlarıyla oynayarak zihinlerini kuşatma altına aldıkları kuklalar bırakırlar arkalarında.
Çünkü bu yolun aslında fiziki kuşatmanın ve istilanın devamından ve hatta oluşmasından daha ucuz, sürekli ve itibarlı (!) olduğunu insanlık tarihi sürecinde meydana gelen müstevli hareketler büyük bir tecrübe olarak öğretmiştir onlara.
Türkler Müslüman olduktan sonra benimsedikleri, bir var oluş bilinci olarak inanç köklerine nakşettikleri ve bir bayrak yarışı olarak nesilden nesile, gönülden gönüle taşıdıkları “İ’la-yı Kelimetullah” (İslam esasları ve yüceliğini yaymak için gösterilen gayret ve bu yüce gâye için yapılan cihad) anlayışına tutunarak yüz akı destanlar yazmışlardır tarihleri boyunca.
Bu süreçte, başka kültürlerin insanımız ve coğrafyamız üzerinde zihin istilaları marifetiyle hâkimiyet kurarak fiziki istilalara zemin hazırlama çabalarına bunu da zaman zaman başardıklarının izlerine şahit oluyoruz tarihimizde.
Bu sırnaşık ve sinsi kalkışmalar Osmanlının son dönemlerine kadar aralıksız devam etmiş, bir zamanlar adalet ve merhamet yönetiminden nasiplenmiş olduğu koskoca Osmanlı medeniyetini maalesef içlerinden zihinlerini istila ettikleri kişi ya da toplumlar marifetiyle yıkım sürecine sokmayı başarmıştır batı medeniyeti(!).
Senin de bildiğin gibi yârenim; Bu çetin süreçte insanımız ecdadından kutlu bir miras olarak alıp özümsemiş olduğu Millet olma köklerine tutunmak suretiyle kadın erkek demeden yediden yetmişe kıyasıya bir kurtuluş mücadelesi vererek adeta küllerinden yeniden doğmayı başarmıştır.
İnsanlık tarihi okumalarımız bize öğretmiştir ki bir cepheyi kurtarmak önemlidir ancak onu elde tutabilmek çok daha önemli ve zordur. Hele hele toplum içinde her zaman bulunan, zayıf ve çıkarcı karakterleriyle kullanılmaya yatkın yürekler keşfedilerek istila edilmiş zihinleri üzerinde giriştikleri algı operasyonları sonucu kaleler içten fethedilmiştir. Bu bağlamda bu istila edilmiş beyinler yoğun çabalarıyla kimi zayıf ve köksüz inanç sahipleri üzerinde sinsi vesveseleriyle etkiler oluşturarak bu zoru daha da içinden çıkılamaz hale getirmişlerdir.
Evet, haklısın yârenim; İslam ve Türk düşmanlığını kendileri için bir varoluş gayesi edinen, asırlara ve toplumlara adalet ve merhamet bağlamında damgasını vurmuş olan bu destansı etkiyi yok etmek isteyen aynı mihraklardı. Bu şer odaklar bütün ümmet coğrafyasında giriştikleri istila savaşlarında o ülkelerdeki ihanet odaklarını da arkalarına alarak maalesef büyük oranda başarılı olmuşlardır.
Ancak Osmanlının elini kolunu bağlayarak Anadolu topraklarında gerçekleştirdikleri fiziki istila savaşlarında karşılarında yine Osmanlıya olan sadakati ile birlikte iman ve vatan aşkıyla kenetlenmiş bir millet bulduklarından dolayı bozguna uğratamadıkları insanımızı, içimizdeki gâfil ya da satılmış kuklalarını kullanmak suretiyle üzerlerimizde yoğun bir zihin istilası uygulamasına girişerek medeniyet köklerinden koparmak istemişlerdir.
Biliyor musun sevgili yârenim; Psikolojik bir gerçeklik olarak, bir insan ya da toplumun benimsemiş olduğu şeyi kaba kuvvet kullanarak ellerinden çekip almak isterseniz doğal bir savunma refleksi ile karşı karşıya kalmanız kaçınılmaz bir durumdur.
Bundandır ki öncelikle koparıp almak istediğiniz şeyden soğutmanız için o şeyi kötü, yararsız, aksine zararlı olduğunu, onu benimsetenlerin kötü niyetli ya da cahil kimseler olduğunu düşündürmeniz gerekir.
Bu durumun kendisini birçok iyi şeyden mahrum bıraktığı, bundan sonra da bu mahrumiyetin derinleşerek devam edeceği algısını fısıldayarak kandırılmış olduğunu düşünmesini sağlamak en etkili kandırma yollardan birisidir.
Yedi düvele karşı vermiş olduğu kurtuluş savaşında büyük bir fedakârlık destanı yazan insanımız da maalesef içimizdeki var oluş köklerine şaşı bakan hainler tarafından ve dahi onlara itibar ve itaat eden yönetici/bürokratlar tarafından oyuna getirilmişlerdir.
Kendilerine milletin kan, can ve gözyaşlarıyla kazanarak emanet ettikleri devletin etkin gücünden yararlanıp sinsi bir korku psikolojisi oluşturmaya kalkışmışlar, bu gücü zaman zaman da kahredici bir zulme dönüştürerek fütursuzca kullanmak suretiyle müstevlilerin değirmenine su taşımışlardır.
Ecdadımızın kutlu ellerinde asırlar boyunca birçok toplumu yüce bir adalet, merhamet ve ahlak değerleri çerçevesinde bir arada tutmayı, muhabbet ve güven duyguları içerisinde kaynaştırmayı başarmış olan İslam inancı, Cumhuriyet tarihimizin kimi dönemlerinde sinsi ve açıktan saldırılara maruz bırakılmıştır.
Bu bağlamda bizzat batı hayranı ve kuklası yöneticiler marifetiyle, ellerinde bulundurdukları hizmet organları ve devlet erkinin beslemeleri tarafından din ve dindarlık topyekûn olarak gericilik, medeniyet düşmanı, ilerleme ve inkişafın önünde yıkılması gereken bir engel olarak gösterilmeye çalışılarak zihinlerimiz istilaya maruz bırakılmıştır.
İslam’ın yüce değerlerinin yerine batının, ecdadımızın bıraktığı İslam inancı ve ahlakıyla yoğrulmuş medeniyet değerleriyle hiçbir şekilde örtüşmeyen inanç, düşünce ve sosyal hayat anlayışı muasır medeniyet değerleri olarak dayatılmış, Milli Eğitim tedrisatımıza sokulmak suretiyle de yavrularımızın körpe dimağları çetin bir zihin istilasına tabi tutulmuştur.
Bu istilanın devlet eliyle işlenmesi toplumun büyük bir bölümü tarafından gerek devlet değerine olan saygı ve bağlılık, gerekse ceberut devlet anlayışı sebebiyle kerhen kabul edilmiştir. Kabul etmediğini yüksek sesle dillendiren yüce yürekli insanlar ise tarifi imkânsız baskı ve dayatmalara maruz bırakılarak Türk Devlet Geleneğine yaraşmayacak şekilde büyük insani trajediler ortaya çıkmıştır.
Sevgili yârenim biliyorum sözü yine uzattım ama günümüzde gerek İslam inancı ve ibadetler alanında, gerek aile hayatımız gerekse toplumsal hayatımızda hızla yükselen adalet, vicdan, ahlak ve kimlik yoksunu savrulmaları besleyen zihniyetin işte bu zihin istilalarının meydana getirdiği bunalım üreten zihniyet olduğunu da vurgulamadan geçemeyeceğim.
Biliyor ve inanıyorum ki; Her şeye rağmen hiçbir zorluk ve sıkıntılar kalıcı değildir çünkü Allah (cc) her zorluktan sonra bir kolaylık, her yokuştan sonra bir iniş yaratacağını muştulayarak vaat etmiştir inananlarına.
O halde, bu kadim inanca tutunarak düştüğümüz yerden kalkma gayreti, en az hain zalim ve gafiller kadar davamıza sadık ve mücadeleci bir ruh kuşanarak sefere koyulmak azmi, sefer esnasında karşılaşacağımız zorluklara sabır ve tahammül azığımız olmalıdır.
Sevgili yârenim unutmayalım ki; Ben yoksam kimse olmayabilir anlayışı, haksızlıklar karşısında dilsiz şeytan zilletine düşmemek azmi, zorlaştırmadan, kolaylaştırarak, nefret ettirmeden sevdirerek gibi hikmetli ve güzel öğüt donanımıyla toplumumuzun istila edilen zihnini İslam’ın diriltici değerleriyle yeniden inşa etmek sorumluluğumuz vardır.
Bu sorumluluk bilinciyle fiili dualarımıza devam etmemiz inanç ve ideal sahibi Müslümanlar olarak kadim görevlerimizdendir.
Ve yine unutmamalıyız ki sevgili yârenim; Başarı gayrete âşıktır ve samimiyetle yürüyen her yolcu sonunda azmin ufkuna ulaşır.
İnsanın yüzünü ve izini aydınlatan güzel güzergâhlarda fiili olamasa da ruhen birlikte yola revan olmak umut ve dileğimle. Emanetin Mevla’ya olsun sevgili yârenim… Yârenin…
YÂREN MEKTUPLARI – 26 İSTİLA EDİLEN ZİHİNLERİMİZ VE YENİDEN İNŞA HAREKETİ ile ilgili yorum yok
YÂREN MEKTUPLARI – 26 İSTİLA EDİLEN ZİHİNLERİMİZ VE YENİDEN İNŞA HAREKETİ
