YUSUF AKYÜZ
çığlık çığlığa geldiğim dünyâdan
bir sayha yetecek gitmeme biliyorum
biliyorum beni neden bir oynaş sofrasına koyduğunu
ardımdaki avcıyı, oku, sadağı
önümdeki hazzı, şehveti
ve kulağımdaki dinmez nidayı biliyorum
yağmalanmış bir av olmamak için bu avlakta
beni bana bırakma diliyorum
yıldızlar topladım koynuma ışıl ışıl
ve açtım güneşe kapılarını kalbimin
meltemlerle mırıldandım
kasırgalarla estim
bahar olup açtım bütün çiçeklerini dünyânın
içimde kıpır kıpır yaşama sevinci
ufkumda kan kaynatan hayaller
pür heyecan, pür hevestim
kaf dağında gezip durdu burnum nice zaman
küçük dağları ben yarattım(!)
indim heves vadisine iblisle aşık attım
ben bildim, ben gördüm sandım her şeyi
müstağnilik köşkünde keyif çattım
yine de çok şükürler büyüttüm
içimde sana dair
çünkü umut kadar sıcak, af kadar rahattım
bir efsunkar rûzigâr’a kapıldı ki kanatlarım
dönüp durdum ekseninde
arzuların, hayallerin, hesapların
saklambaç oynayıp durdum çocukları gibi
gece gündüz
soldu sonunda renklerim hâzanın nefesiyle
söbelendim biliyorum
yüz çevirme diliyorum
şimdi ise karakışın kıyısında
hüzünlü bir besteyim havf ve recâ makâmında
bir tüy kadar hafif, taş gibi ağır
hazan yaprağı denli kırılgan bir halde
düştüm avuçlarına soluk soluğa
dile; bas üzerime ez, incit, savur kor ateşin koynuna
dile;rahmet bûsesi kondur
nevbahar bekleyen umutlarıma…
30 Kasım 2020 Saat 03.00
Sistem hastanesi korona virüs karantina bölümü
