ALEYNA GÜMÜŞ
Sadece düşünmek istedim bu gece. Her gece olduğu gibi aslında. Gecenin ince sızısında kayboluyordu feryatlarım. Duyan yoktu. Sadece ben… Ben bile katlanamıyordum artık. Bir korkulu kaçış bu… Bir sancılı arayış… Sessiz çığlıklar kopuyor beynimde. Elime avucuma sığamıyor. Düşünceler zor geliyor. Bazen anlatmak isteyip susuyorsun. Bazen ise anlat işte ne olacak diyorum. Belki de içimde yağan yağmurların altında kimseyi benimle birlikte ıslatmak istemediğimden susuyorum. Ya da hatırlamak… Hatırlayıp tekrar tekrar dilimden dökülmesini istemediğimden acılarımın yine susuyorum. Kim ne yapacak sana, sen daha kendine söz geçiremezken… Sen daha olanları kabullenemezken… Kim gelip anlayacak seni diyorum. Yaraları aynı olmayan bir insanı kim ne kadar dinleyebilir, anlayabilir ki. Bazen tek sorunumuz anlaşılmak. Biri de anlasın bizi. Öyle anlıyormuş gibi değil ama gerçekten hissetsin istemek… Belki de dünyanın en bencilce hareketidir. Hak edilmemiş bir duyguyu başkası hissedemez. Ancak ortak olabilir, o da bir süre. Acıların bir dili olsa ne olurdu acaba? Bence bir tren vagonunda öylece geçip gittiğin yollara bakakalmak. Ya da sancılı bir karın ağrısı, tüm etlerinin koparılması gibi bir şeydir. Acıları somutlaştırmak onları hafifletmeye yetmiyordu. Ben bile bunları yazarken korkuyorum. Ve bu korkunun sebebini bir gün anladığımda her şey yeniden filizlenir mi bilmiyorum. İnsanın korkusu kaderi oluyor. Çocukluğumdan beri bu korkuyu beslediğim için mi acaba? Niye izin verdim ki onu içimde büyütmeye? Bıraksaydım bir lunaparkın kenarında kalsaydı orada. Kendimden sıkıldığım günlerin hesabını kendimi suçlayarak kimi zaman da insanlara olan kırgınlığımı düşünerek çıkarıyorum. Ya da acılarımın hesabını… Geceleri en çok bu saatlerde bir girdaba giriyor insan. Boşverin, kapatın ışıkları, kediler uyanmasın.

