RABİA İLHAN
Bu bir yarış pisti. Markalar, telefonlar, paylaştığımız mekanlar, ışıltılı yaşamlar, gösterişli arka planlar! Birinci olan kişiye ekran önü bir yaşam veriliyor.
Buyurun buyurun, her şey vitrinde ve herkes erişebilir.
Bir başkasına üstten konuşabilmek ve gösteriş ile statü kazanabileceğini düşünen bir kitleyle yaşam sürdürüyoruz. Kafe gezerek, farklı tatlar deneyerek, lüks bir yaşam sürdürerek eğitim açığınızı kapatmış olmuyorsunuz. Okul okumadığınız için veya okumuş gibi yaparak aldığımız diplomalar cahilliğimizi eksiltmiyor.
Peki realiteye baktığımızda bir marka gerçekten bizi önemli kılar mı? Ya da son model bir araba şahsiyetimizi değerli kılar mı?
Bence hayır. Bu olayın temelinde yatan durum kabul görme ve dışlanma korkusudur. “Herkes gibi olamazsam kabul görmeyebilirim” endişesi, insanın en temel psikolojik kaygılarından biri. İşte bu kaygı bazen bizi, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri almaya, hatta borca girmeye kadar sürükleyebiliyor. “-mış” gibi yaptığımız şatafatlı yaşamın içerisinde kendi öz benliğimiz kilitlemiş ve dümdüz bir bakış açısıyla yaşıyoruz.
Bu kadar marka telaşı yormuyor mu? Ve bu yorgunluk hissi sence de fazla değil mi? Birilerine yetişme çabası, kabul görme telaşı… Oysa ki sade bir yaşam mümkün. Azla mutlu olmak, herkesin peşinden koştuğu trendlerin dışında kalmak, “herkesleşmemek” aslında büyük bir özgürlük.
Gerçekten neye ihtiyacın olduğunu sorgulamak ve sadeliği seçmek, seni yıpratmayan, koşturmayan, huzur veren bir hayatın kapısını aralar. Hayat içerisinde marka yarışına dahil olmak da bir kalitedir, akademi yarışında olmak da bir kalitedir. Sadece hangi pistte olduğuna karar vermen gerekiyor.
Ayrıca, değerli olmanı sağlayan üzerindeki etiketler değil, içindeki farklılıktır.
Yazıyı bitirdiğimize göre sonuna şiirimizi de ekleyelim:
Ben senin,
“dünyayı güzellik kurtaracak”
sözünü duyduğunda
ayna karşısına geçmene
üzülürüm Leyla,
güzellik kalptedir,
güzellik yeni bir dünya için
sarfedilen emektedir…
