FATMA ZEHRA GEDİK-AKYİĞİT (FeZA)

Seni güçsüzlüğünle yüz yüze getiren o şeyler, kendini iyi hissettiğin bir zamanda baktığında ceviz kabuğunu doldurmayacak kadar ufaktı. Ufak olduğuna hükmedip nasılsa doldurmuyor dediğin ve ceviz kabuğunun içine attığın o şeyler yaşın otuza ulaştığında artık hiçbir kabuğa sığamaz oldu.

Sayısız malumatın içinden bilgi devşirip o şeyleri açığa kavuşturmak ve türlü bilimleri referans alıp kendince anlamlar yükleyerek hiç olmazsa belirsizliklerin karanlığını ortadan kaldırmakla başladın. Ne ayın ne de güneşin doğup da batmadığı bir dünya yoktu henüz. Birbirini yanlışlayan doğruların biri yıkılıp diğeri dikiliyordu önüne. Batanları sevmedin. Yine de bu vesileyle bir şeyler görünür olmaya başlamıştı mağaranın dışından gözlerini ışığa alıştırıp bakınca.

Artık o ufacık şeyler, karşında zifiri siyah dev gölgeleriyle birlikte vardı.

Öte yandan şimdi bir ucu hakikate ve ilimlere dayanan diğer ucu ise yaşamak şartına dayanan reçeteler var elinde. Tahterevallinin hangi yanına otursan diğer yanı boyunu aşıyor, bir iniyor bir çıkıyorsun şu dünya parkında. Bir gün tahterevallide dengede durmayı başarsaydın, suya bıraktığında ceviz kabuğu batmadan yüzebilir miydi uçsuz bucaksız okyanuslarda? Peki ya içindeki ufak şeylere sıcacık sarılsaydın, dev gölgelere ne olurdu, merak ediyorum.


Yorum bırakın

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin