FATMA ZEHRA AKYİĞİT
Kıymetli okurum, uzun zaman oldu aslında iç muhasebemi kaybedeli. Bunları ilk defa sana açıklıyorum. Biraz dert dinlemeye mecalin varsa, gel birer bardak çay birer fincan kahve alalım, oturalım şöyle karşılıklı hasbihal edelim.
Hata yaptığımda kendimi öldüresiye suçlamam yanlıştı belki ama en azından hatalı olduğumun farkında olmaklığın vicdan huzurunu kaybetmemeliydim.
Neden söz ediyorum biliyor musun? “kendini hatalarınla birlikte kabul etmek” “yaptığın hatalardan dolayı kendine bu kadar yüklenmemek” “kendini affetmek” ve türevi ifadeleri …
Aman Allahım! Nasıl bir hikmettir bu? Yanlış anladığım ne çok şey varmış. Hatalarımın beni rahatsız etmesi, bunlar üzerine kendimi bir iç muhasebeye tabi tutmam, bir hata yaptığımda acizliğimin farkına varmam güzel bir şeydi mesela.
Benim kafama kim ne zaman empoze etti bilmiyorum “sürekli olumlu, güzel, motive edici, enerjini yüksek tutacak şeyler düşünmeli ve modunu düşüren ne varsa ondan uzak durmalısın” gibi bir saçmalık buldum zihnimin alâkasız bir köşeşinde. Peki, her şeyi sana en baştan anlatacağım. İyi dinle doğru anla lütfen.
Önce; hüzünden, ayrılıktan, vefasızlıktan, acıdan, serzenişlerden bahseden türküleri çıkardım hayatımdan. Neşeli şarkılarla da bir türlü anlaşamadık, onları dinleyemedim. Sonra sosyal medyadaki bu “enerji düşüren” içerikleri takip etmeyi bıraktım. Ve sonra bu konudaki en büyük yanlış tercihimi yaptım. Ne olduğunu tahmin edersin. Bana hatalarımı kendime itiraf ettiren, pişman olmayı ve artık o hatayı güzelliklerle telafi etmek için gayret etmeyi öğütleyen, bana ölümü hatırlatan o güzide eserleri okumayı bıraktım.
Bir süre iyiydik “olumlu cümlelerle”. Sonra kalbim titredi. Bir mum söndü içimde alevsiz kaldığımı hissettim ve üşümeye başladım. Biraz olsun ısınayım diye kızdı öfkem fevrîce. Sol yanımın, çıtını bile çıkarmadan kırılışını izledim.
Ne acıyabiliyordum ne de üzülebiliyordum hâlime. Hâlimi ifade edebileceğim tüm kelimelerim, o türkülerde o kitaplarda, bana çok fena alınıp gitmişlerdi. Aslında bütün bunların farkındaydım. İyi hissetmek pahasına görmezden geliyordum.
Ne yaptım biliyor musun? Önce o türküleri sil baştan dinlemeye başladım. Sonra o kitapları ta önsözünden itibaren tekrar tekrar okumaya…
Neyi fark ettim biliyor musun? Ayrılıktaki, şehit anasının gözyaşlarını… Vefasızlıktaki, teröristin vatana ihanetini… Acıdaki, ekmek parasız babanın evlatlarının gözlerine bakarken çaresizliğini… Serzenişlerdeki gençlerin çığlıklarını…
Yanlış anlamışım meğer hep türküleri.
Neyi fark ettim? Sosyal medyadaki paylaşımların her birinde bir insanın içindekiler var. Bin bir taşın altında gizli bir alenîlik bu. Daha dikkatli bakmalıymışım meğer.
Ve en mühimi neyi fark ettim biliyor musun değerli okurum? Nefsimi temize çıkarmamayı, Allah’a acizliğimi itiraf ederek Ondan af dilemeyi, hatta hatalarım için insanlardan özür dilemeyi, samimi niyet içinde hatalarımı telafi etmek için gayret etmeyi, ölmeden önce ölmeyi unutmaya yüz tuttuğumu fark ettim.
Hasılı, fark ettim ki ben birçok şeyi yanlış anlamışım. Doğru anlayabilmek, zaman istiyor. Yaşamak, görmek, hissetmek istiyor. Başımı gömüldüğü kumdan kendi çabamla göğe kaldırıp etrafımı görmeye başlamamı istiyor.
Sanırım artık anlamaya başlıyorum. Şimdi de yanlış mı anlıyorum? Daha yolun yarısına bile varmış değilim, bilmiyorum.
1 MART 2021
