Öz yurdum, orada parya.
Şimdi benden koparak sana…
Bir Doğu Türkistan Türkünün dilinden yazıyorum şimdi.
Analar sallıyor beşiklerde hava
Bütün camiler dönüşürken bara
Sayılmıyor Türkistan’daki ibadethaneler
Kutsal İslam’da.
Akif’ten bir mısra
Yankılanıyor kulaklarımda,
‘Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli!’
Nerede kaldı Türkün yiğitliği,
Metehan’ın askerleri?
Kardeşlerin orada ölürken,
Sen hala mı uyuklarsın?
Kendi inançlarını zorla eğitim diye öğretirken
Mahşerden zindanlar açılmış yeryüzüne,
Cehennem delikleri açmışlar dünyaya.
Aç elini yalvar Allah’a,
Ağlama ey garip Anesa! ağlama.
İçkiyle doldururlar bedenini senin,
Soğuktan ölürken kundağındaki bala.
Yiğitlerinin dünyaya adalet
Verdiği topraklar, şimdi zalime emanet.
Uygur kızının göğsünde bir namahrem eli,
Ak börklü alplerin zincirde elleri.
Sekiz yaşındaki sabilerin elinden,
Dilinden, yüreğinden sökmektir
Dini, zalimin hedefi.
Dedesinin hürmetine altı saat uykusuz kaldığı,
Kur’an yerine, Uygurlara okutuluyor:
‘Nasıl kafir olunur’ kitabı.
Ne zaman yağdırır gökten, felaketi Tanrı?
Ya da şöyle mi demekte bize,
‘Bu zulme sessiz kalsın diye mi
Yarattım o kadar Müslümanı?’
Ey Türk! öz yurdun orada parya.
Kanından kan, canından can taşıyan
Kardeşin çalışır bir paçavra için
Saatlerce tarlada.
Ey alem-i İslam!
Bunca eziyet görürken onca Müslüman,
Daha ne kadar görmezsin?
Uyan, bitti ise altın tahtında süslü rüyan.
Felaket dahi olmuştur üryan.
Müminlere denirken ezeliler tarafından:
‘İnandığın Allah kurtarmaz
Seni bu tutsaklıktan.’
Uyan alemi İslam uyan,
Dinine ve inanana yapılan bunca hakarete
Ses çıkarmadığın için utan.
Sen de kendine kahır eyle!
Türk alemi, sen ki
Kılıcın ucunda dize getirirdin yedi düveli.
Şimdi korku ve çaresizlik mi,
Aldı kınının yerini?
Türkistan odur ki, umudun tutsak ülkesi.
