FATMA ZEHRA AKYİĞİT
Bazılarımız, neredeyse aynı şeyleri düşünür hissederiz aynı şeylerin farkındayızdır. Ama sırf, bunları, kendi içimizde ve dış dünyamızda ifade ediş veya edemeyiş biçimimiz farklı olduğundan, zannederiz ki dilimizi anlayan yok (!)
Herkes meramını aynı dilden anlatıyor olsaydı, herkes herkesi aynı dilden anlayabilseydi; artık ihtiyaç duyulmadığı için ilmin ve sanatın hangi penceresini kapatmamız gerekecekti? Konuşabilmek yetseydi mesela, kaleme, fırçaya, notalara, tasavvufa, psikolojiye, felsefeye vb. tenezzül etmeyecek miydik?
Sahi meselemiz, anlatabilmek, anlaşılmak mı? Muhattabımıza aslında onu gerçekten anladığımızı, onun anlayabileceği gibi ifade edebilmek mi? Ortak bir dil mi lazım bize ortak kelimeler; konuşurken her şeyi açık ve seçik olarak meydana çıkarabileceğimiz anlaşılır ve dahi hissedilir, idrak seviyesinde dosdoğru algılanabilir bir dil…
Merak ediyorum, edebiyatla fikirle sanatla bilgelikle, öyle ya da böyle bir şekilde anlaşabilseydik birbirimizle, (durun işleri biraz karıştırayım) yine de bu dünyaya bir başımıza gelişimizin ve kabre bir başımıza girecek oluşumuzun iç alemimizde bıraktığı yalnızlık tefekkürünü koruyabilir miydik?
Kimimiz yalnızlık denilince biraz hüzün seziyor kimimiz de sözgelimi kafasını dinleyebildiği bir sükûnet seziyor kimimiz başka… İşte tam da burada özünde aynı olan farklılıklarımız devreye giriyor ve “yalnızlığın; akledilir yanını felsefeyle sorguluyor düşünüyor yazıyor bazımız, hissedilir yanını birkaç fırça darbesiyle tuvalin yüzüne çarpıyor bazımız, asıl hikmet denilen yanını aynadaki gözbebeklerine dalarak seyreyliyor ve gönüllere nakşediyor bazımız, hayatımıza yansıyan izli yanını psikolojiyle sosyolojiyle açıklamaya çalışıyor bazımız… Bazımızın sesinde tonlarca renge dönüşüyor yalnızlığın bir yanı da mesela. Çoğaltabiliriz.
Yine merak ediyorum, ifade edişlerimizdeki tüm farklılıklarımızı bir araya getirdiğimizde karşımıza çıkan bu ortak dilin adı ne olurdu acaba? Bu dilin bir adını koyabilseydik, her birimiz birbirimizi olduğumuz gibi kabullenebilir, birbirimizi hoşgörebilir, birbirimize bir ezan ile başlayan bir sela ile bitecek olan şu kısacık yalnızlığımızda bir ömür yarenlik edebilir miydik acaba?
Bu dilin adı ne olmalı sizce?
