Bazı zamanlar var, kelimelerle aramı açan. Ne söyleyeceğimi bilemediğim. Bunlardan biri de teselli etmem gerekirken, ağzına leblebi tozu doldurmuş gibi tek cümle kuramadan lal olup kalmam. Çırpınırım gövdemin içinde, iki harften bir kelime türeteceğim diye ama nafile. Noktalar bile yok olur ortalıktan. Kimisi bu konuda çok iyidir. Sanki her sene dersanede hazırlanmış sınava da, hep çalıştığı yerden gelmiş soruları cevaplarcasına. Lafa bir giriş yaparlar ki etin yağı erir, bir anda iyileşirsin, sorun çözülmüştür sanki her şey normale dönmüş… “Sorun mu? O da ne!” derken bulursun kendini. Yabancı gibi olursun. Etkilidirler, hep kıskanmışımdır. Kelimelerle aram bu kadar iyiyken teselli cümlelerine kifayetsiz kalmayı hiç kabullenemedim bu yüzden.
İsterim ki “Yanındayım, buradayım, geçecek, bu senin için çerez, güçlüsündür sen, ben biliyorum.” gibi cümleleri ben de kurayım lazım olduğunda. Ama galiba bu cümlelerin sahipleri gerçekten ayrı insanlar.
