FATMA ZEHRA AKYİĞİT
Bırakasın, yavaş pişesin a çocukluğum!
Pişemeden kaynayıp heder olsan daha mı iyi olacaktı?
Bırakasın hesabını kitabını ömrün.
Yaşayasın vakitlice, ölüm dediğine bir nefes kalmış.
Bırakasın, yavaş pişesin a gençliğim!
Ağır ağır kaynayasın, özleşesin, tatlanasın…
Varsın yavaş yetişesin son nefesine.
Ne bu acele?!
Nedir bu geç kalış, Allah’a mı, kime?
Hatırlayasın çarçabuk, yolculuğun nereye?
Yola çıktıysan, ne diye?
Bırakasın, yavaş pişesin a insanlığım, hayvan yanım, melek yanım…
Ey!
Kalbimin beşer yanı, yavaş yanasın e mi?
Ey!
Kalbimin Hakk’a bakan yanı, yavaş yanasın e mi?
Ey!
Mecnun olamamış kalbime Mevlamı hatırlatan Leyla’sı bilmem hangi dünyanın…
Yavaş yavaş pişiyorum işte…
Yavaş yakasın; yanar mısın söner misin bilmem, yavaş harlanasın içimde.
Bırakasın, yavaş pişeyim; vakti midir,
er mi gelir, hep geç mi kalınır bilmem…
Bu nedir böyle adsız, böyle dumansız?
Bırakasın,
Yavaş pişesin;
Yanmak nasip midir,
Sönmek hayır mıdır şer midir bilmem,
Zamanı vardır,
Muhakkaktır,
Bir hikmeti vardır elbet.
