NAFİA ANKÖZ
Toz bulutunu andıran bir mâzi geçti önümüzden.. Bekleyen varmış gibi koşup varmaya çalışırken, kendimiz olduğumuz bir çocuğu bırakmışız kuytu köşelerde. Çocukluk kalmış ardımızda. Çocukluk kalmış yâdımızda..
Oturup alsak çocukluğumuzu karşımıza, muhabbet düğümünden bir düğümle de biz bağlasak. Hasret kalmışlığın hüznüyle mâziyi yâdetsek.. Çocukluk kelimesinin ardında gizlenmiş kelimelerin verdiği mâzinin cesaretini istikbal ile tamama erdirsek..
Gizli kelimeleri özledik çocukluğum. Gizli ve sihirli kelimelerin verdiği güveni özledik. Kelimelerin mânâsına sakladığımız sadâkati, tebessümü, öfkeyi, kırgınlığı, umudu, sevgiyi, samimiyeti özledik.
Sihirli bir sadâkat kelimesi vardı aramızda. Doğruluk, eminlik, erdem, dürüstlük ve bağlılıkla “sıdk” kelimesini hülasa ederdik.
Gülümseyişlerimiz vardı. İyiyim derken sahiden iyi olunurdu. Gülümseyince baharlar gelir, samimiyetsiz atılan kahkahaların verdiği sahteliğe karşı, samimi bir tebessüm açık ara öndeydi.
Samimiyetti; çocukça ve hasetten uzak olan kıskanmalarımız, oyunbozanlık yapıp küsmelerimiz, kızgınlığımızdan daha güçlü olan sadâkatimiz…
Gerçekti. Dargınlıklarımız, küskünlüklerimiz, hele ki sevdiğimizden, sevgimizden olan öfkemiz..
Gerçek olan her şey iz bırakır. Gerçek kelimelerin verdiği lügâtte hakikate söz söylenir mi? Sözlerim mâziyedir. Zira aklımızdaki müstakbel, sözlerin mânâsına eremedi. Aklımızdaki istikbâle sükût yaraşır hale geldi.
Sesleniyorum sana sevgili çocukluk, içindeki boşluk ardına kadar birikmişse maviyi özlemişsindir. Mavi ve sevda, umutların tükendiği anda gökyüzüne salınan hayallerdi. Sen saflıksın, sen sırsın, sen değişmeyen bensin. Yola başlarken mavinin sevdası, çocukluğun anılardaki yâdısın. Sen kelimelerin anlamına sığınmış bir ben ve şerh edilmeye korkulan bir gizli kelimesin.
Hakikat anımsayacak sözler biriktirirmiş sevgili dostum. Samimi insanların verdiği samimiyetti belki de çocukluğumuz. Mavi’ nin Sevda’sına..
