NAFİA ANKÖZ

“Baba, biz bu tohumları toprağa serptik ama bunlar ne zaman meyve verecek?”  

Turab Baba oturduğu yerden kalktı, tebessüm etti, oğlu Adem’in açıkta bıraktığı tohumun üzerini kapatarak: “Cancağızım, evvela serpilen tohumları iyice gizleyeceksin ki, can bulsun. Açıkta olan sır olmaz, sır olmazsa hayat olmaz.” dedi ve devam etti. “Toprağa atılan her tohum hayat bulur, can bulur evlat! Sır olmazsa hayat olmaz, işte bu tohumun da sırları var. O sırrı bilen ise sadece toprak. Eğer ki toprak bu sırları açığa vurursa hazan olur. Hazan olursa tohuma hasar olur ve o tohum hayata küser, yok olur gider.” 

“Babacığım, peki toprak sırrını verir mi?” 

“Rüzgar araya girerse sır kalmaz evlat. Tohum toprağa ilk atıldığında hiçbir varlığa güvenmediğinden toprak ile konuşmak istememiş. Günler geçmiş tohum çok susamış, toprak ona su vermiş, gıdasını vermiş, merhametini vermiş. Zamanla tohum toprağa alışmış, sırrını vermeye karar vermiş. Bizim yalnız tohum, toprağın şefkatine o kadar alışmış ki açıldıkça açılmış. Tabi toprağın merhameti bu alışılmaz mı?” 

Birden esmeye başlayan rüzgar havayı epey soğutmuştu. Küçük Adem üşümeye başladığında ağabeyi Yusuf hırkasını çıkartıp kardeşine giydirince Turab Baba kır saçlarının aklığına şükrederek her yaşın da ayrı bir nimeti varmış diye düşündü. Eşinin vefatından sonra iki çocuğuyla toprağı ekip biçerler, yolcuları ve yolda kalmışları hızır bilip dert edinirlerdi. Tek isteği evlatlarından yana verecek hesabının olmamasıydı. Şimdi Yusuf’un kardeşi için yaptını görünce Kabil’in haseti ve Habil’in merhametini anımsadı. Kimi iyilik yapar Hakk’ için, kimi de iyilik yaptığını zanneder ama kötülük yapar, yine Hakk’ bildiği için. Kibirden çok korkardı Turab Baba. Kabil’in yaptığını doğru zannetmesi hata yapmam dediği içindi. İblis’in kovuluşu Hakk’ı suçlaması ve yanlışında olan ısrarıydı. İşte Turab Baba, Yanlışını görebilen insanlara hep gıpta ederdi. Doğruyu yanlışı bilemediğinde gönlünde doğrunun yer etmesini niyaz ederdi. Böyle düşünürken büyük oğlu Yusuf’un sözleri ile kendine geldi: 

“Tohum toprağa alışınca veda da etmek istemez babacığım. O halde tohum topraktan ayrılamazsa yeryüzüne çıkmaz. Can bulmaz, hayat bulamaz. Rüzgar araya girmezse bile tohum ölür. Nasıl olacak?” 

“Ahh Yusuf’um ahh. Sana Yusuf adını verdik ki Yusuf Peygamberin sesi olasın. Kuyularda hayvanlar ile sırdaş olasın. Bir sabrın olsun hayatı bitenler seninle de zindanlarda can bulsun. Yakub Yusuf’una veda edeceğini bilmiyordu Yusuf’um. Bazen veda aslında vuslattır ama bilmezsin.  Yusuf’a vedalar olmasaydı, ebediyet olmazdı. Yakublar da olmazdı. Bekleyişler olmazdı. Umutlar olmazdı.   

Veda değil, kökleri derinde olursa bağlar kuvvetliyse ayrılık da gerekir. Veda denilen şey veda değil, vuslat. Ne için olduğunu kimse bilmez. Ya vedanın sonunda seni bir bekleyen vardır ya da aslında veda değil dönmenin hazırlığıdır. Kökler sağlamdır çünkü. Özünü biliyorsan gitmemişsindir belki de…” 

“Nasıl yani tohum yeryüzüne çıkınca toprağa veda etmiş olmuyor mu baba?” diyerek söz aldı Adem. 

“Toprak oğlu Ademim! Sen babana veda eder miydin? Gitsen de geri döneceğini bilmez miydin? Özün benim. Vatan, atan, anan, baban…  Her tohum bir gün özüne kavuşur. Kimi hasretle, kimi hüsranla. Bilinmez. Bazen tohum toprağa küser bazen de toprak tohuma. Hele ki özüne ihanet var ise vuslat hüsrana döner. Umut, sır, bekleyiş biter.  

Annen toprak ile sırdaş oldu. Tohum özüne kavuştu. Bizim sevdamız da toprağa atılan bir tohumdu. Şimdi toprak ile can buluyor. Ben sevdaya ihanet edersem tohum küser siyaha döner, sevdalar biter hevese döner. Ne can kalır ne de turabın topraklığı.” 

Gözleri dolmuştu. Eşine olan sevdası ayrıydı. Sensiz ne yaparım, niye gittin diye isyan değil de, Hatice validemizin yoldaşlığına hasret kalmış Sevgili Peygamberimizin burukluğu vardı üzerinde. Verdiği sözler vardı yüreğinin derinliklerinde. İki emanetin ağırlığı ve toprakta hayat bulacak sevdasının ümidi vardı gözlerinde. Gelelim senin sorunun cevabın evlat diye başını okşadı küçük Adem’in. 

“Biz bu tohumları toprağa serptik ama bunlar ne zaman meyve verecek? diye sormuştun. Önce gizle. Gizlemeyi öğren ki olgunlaşsın. Yeryüzüne çıktığında güçlü olsun kimse yıldıramasın, söküp atamasın. Güçlü ve dik olup inandığı uğruna mücadele etsin. Sırrı pek olursa sabrı da pek olur evlat. Besle ve sabırla bekle. Zahmet olmazsa rahmet olmaz derler. Zahmetin meyvesini yemek er kişiye yakışır cancağızım!” 


“CANCAĞIZIM” için 4 cevap

  1. Hatice Kopuz Avatar

    Yüreğinize kaleminize sağlık.

    Liked by 1 kişi

    1. Nafia ANKÖZ Avatar
      Nafia ANKÖZ

      Teşekkür ederim. Yüreklere dokunabilmek temennisiyle..

      Liked by 1 kişi

  2. kubraozogul38 Avatar

    Güzel yazınız için emeğinize sağlık yazılarınızın devamını bekliyorum😊

    Liked by 1 kişi

    1. Nafia ANKÖZ Avatar
      Nafia ANKÖZ

      Çok teşekkür ederim, dualarınızla inşaAllah :))

      Liked by 2 people

Nafia ANKÖZ için bir cevap yazın Cevabı iptal et

BİŞNEV DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin