MAHMUT CİHAT (Bişnev Dergi 2. Sayı Sonbahar 2021)
İçini kavuran sıcaktan mı yoksa göğüs kafesine hapsolmuş sıkıntılardan mıdır bilinmez, Anıl epey bir zamandır kendini hayata veremiyordu. İyi bir işi ve tıpkı hayallerindeki gibi bir eşi vardı. Yaklaşık üç yıllık evliliklerinde yolunda gitmeyen hiçbir şey yoktu. Ama içinde tarifini koyamadığı bir boşluk vardı. Nedense bunca iyi ve güzel şeyin arasında bir de mutluluk arayışına düşmüştü. Okuduğu şiirlerde, romanlarda; seyrettiği filmlerde, tiyatrolarda hep bir melankoliyle, hüzünle karışık yapay bir mutluluğun ifadesini buluyordu. Bu türlerde mutluluk bu şekilde verilebilirdi. Ancak belki de bir resimde başlı başına saf ve temiz bir mutluluk verilebilirdi. Yine bu düşüncelere kendini kaptırmışken, pencereden sağanak halinde yağan kırkikindi yağmurlarını izliyordu. Yağmur dindikten sonra dağınık düşüncelerini topladı ve ne olur ne olmaz diye şemsiyesini de alıp kendini evden dışarı attı. Kim bilir belki de aradığı dışarılarda bir yerlerdeyim. Karşısına çıkan asfalt tarafından dışlanmış, yeryüzünde bir oraya bir buraya sürülmeye mahkûm edilen çakıl taşına bir tekme savurarak yoluna devam etti. Dışarıda yağmurdan sonraki toprak kokusunu içine çekmeyi arzularken; göğünden kovulup, asfaltın üzerindeki ufak bir su birikintisine hapsolmuş yağmur damlalarına ilişti bakışları. Her araba geçtiğinde savrulan, dağılan ve bu duruma fazlasıyla köpüren damlaların çaresizliğine dalarak yürümeye devam etti. Aslında yola çıkarken kendisine belirli bir amaç edinmemişti. Tek istediği yalnızca yağmurdan sonra temizlenen havanın, esas mutluluğu ortaya çıkarabileceği o resmi yakalama arzusuydu. Gözleri ayaklarının tökezlememesine yardım etmekten ziyade daha çok içini kaplayan düşünceler yumağıyla meşguldü. İçinden geçenleri durduramıyor, bir ucundan yakalayıp tam olarak ne düşündüğü anlayamıyor ve ne düşünmesi gerektiğine karar veremiyordu. Bu nedenle yumak her geçen saniye daha da büyüyordu. Bu sırada aklı da adımlarındaki senkronun zihnindeki kaygılarla eşdeğer olmamasına takılmıştı. Ama çok geçmeden bu düşüncede çoğu şey gibi bir kenara itilmiş, yumağa bir tur daha dolanmıştı. O düşünce senin, bu düşünce benim giderken, esas konudan sapmış ve gözlerini dış dünyaya çevirme arzusu duymuştu. Sağanak yağmura incecik bir tişörtle yakalanıp, baştan aşağı sırılsıklam olmuş bir adama çevirdi bakışlarını. Hiç de durumundan şikayetçi olmuşa benzemiyordu. Aksine yüzüne yayılan gülümseme çevresine bu durumdan mutlu olmuş gibi bir ifade yayıyordu. Bu adamı görünce bir an durdu ve düşündü. Kendi kendine, “Gerçek, saf bir mutluluk bu olabilir mi?” dedi. Ancak adamın mutluluğu yağmurun yağmasına yani bir dış nedene bağlıydı. Ee o zaman bu adamın her yağmur yağdığında kendini yağmurun önüne atıp şıpır şıpır ıslanması gerekirdi. Kendini ikna edemedi ve yoluna devam etti. Hemen az ileride bir vitrin camının önünde kendini yağmura karşı korumayı başaran güzel bir kadın gördü. Şemsiyesini katlamış ve yüzündeki boyaların herhangi bir tahribata uğrayıp uğramadığını kontrol ediyordu. Kontrolden kendine pekiyi vermiş olacak ki onun da yüzüne bir gülümseme yayıldı. Bunu gören Anıl yine düşündü. Kafasındakileri iç sesine dökerek, “Güzellik algısı gerçek mutluluğu ortaya çıkarmaya kadirse bu kadının hep güzel görünmesi gerekmez mi?” dedi. Mutluluğu birtakım kimyasallara bağlamanın yapay bir mutluluk getirdiği kanısına vardı. O zaman bu kimyasallara erişemeyen diğer kadınların mutlulukları sınırlandırılmış olmaz mıydı? Burada da mutluluğu bulamamış olarak yürüyüşüne devam etti. Anıl’ın içinden kovup dışarıda gezdirdiği gözleri parkta oynayan bir çocuğa çevrildi. Çocuk, yağmurun her damlasına bağrında yer açmış kum tanelerini kazıyordu. Kısa vadeli hayallerine kendini kaptırıp çıplak elleriyle açtığı her avuçta geleceği için bir avuç kum tanesi koyuyordu. Çocuk bir anda hayallerinin hamallığını yapmayı bıraktı ve parkın kenarındaki kırmızı küçük elmalara benzeyen meyveleri olan ateş dikeni çalılarına doğru yürümeye başladı. Bu esnada hafiften yağmur atıştırmaya başlamıştı. Çocuğun neden oraya yürüdüğünü anlayamayan Anıl, şemsiyesinden kayıp giden yağmur damlalarının arasından bakışlarının çocuğun peşinden gitmesine engel olamadı. Çocuk çalının altına elini uzattı ve oradan yağmur damlalarından taşıyabileceğinden daha fazlasıyla nasiplenen küçük bir yavru kedi çıkarttı. Annesinden görmüş olacak ki hemen üzerindeki kapüşonunu çıkarıp kediyi sarıp sarmaladı. Yine annesinden aldığı ücretsiz derslerdeki gibi kediyi kurulamaya çalıştı. O esnada yağmurun hızlandığını fark edip hemen parktaki kaydırağının altına seğirterek hem kendini hem de kediyi yağmurdan korumaya çalıştı. Bütün bunlar olurken çocukla kediyi izleyen Anıl’ın gözleri çocuğun yüzüne yayılan kocaman mutluluktaydı. Elinden geldiği kadarıyla kuruladığı yavru kediyi kuru zemine koyan çocuk, kediyle oynamaya başladı. Tekrar başlayan sağanağa gözlerini ve kulaklarını tıkamış olan yavru kedi ile çocuk birbirleriyle oynaşırlarken Anıl da bu mutluluğa şahitlik ediyordu. Çok geçmeden, yüzüne yayılan gülümsemenin etkisinden olacak, gerçek mutluluğun imkanlara ve koşullara bağlı olmadığının farkına varmıştı. Sahip olmakla değil farkında olmakla, almakla değil de vermekle mutluluğa erişilebileceğini anlamıştı. Anıl, kendini kafasındaki makul cevaplarla tatmin etmekle uğraşırken ortalık bir anda nerden geldiği belli olmayan bir ışıkla aydınlanıp sönüverdi. Çocuk ve minik kedi de bu ışığa anlam verememişlerdi. Biraz sonraysa kulakları sağır edebilecek bir gürültüde korkunç bir ses yükseldi. İkilinin kaydırağın altındaki korkmuş ve özellikle çocuğun ağlamaklı yüz ifadesini gören Anıl hemen harekete geçip kaydırağın yanına çömeldi. Çocuğa, “İstersen bana evini gösterebilirsin ve ben de şemsiyemle birlikte size seve seve eşlik edebilirim.” dedi. Çocuk, biraz da korkudan olacak kendisine uzanan bu yardım elini kabul etti. İkiliye evlerine kadar eşlik eden Anıl, eve dönüş yolunda eşine, mutluğun resmini bulduğunu ve kendisinin de nur topu gibi bir mutluluk istediğini söylemek istedi. İçindeki çocuğun kıpır kıpır heyecanı ile ayaklarının kendini mutluluğa adım adım götürdüğünü düşünerek evin yolunu tuttu.
