MERAL YILDIZ
Zaman, coşkun yağmurlar ardından yollarımıza doluşan azgın seller gibidir. Seller ki; biz dur diyemeden canlı cansız, taş toprak demeden önüne çıkan ne varsa sürükleyip götürür…
…Öyle değil midir? Biz, içinde bulunduğumuz anın kıymetini anlayamadan yaşadıklarımızın farkına varamadan bir bakarız ki boz bulanık bir su yığını, tüm hırçınlığıyla ömür sayfalarımızın başını kaldırımlara çarpa çarpa almış götürmüş bile. Ardında ne acılar ne kırgınlıklar ne sevinçler bırakmış hiç umursamadan… Pişmanlıklarımızı hiçe sayıp bizi öylesine sürüklemiştir ardından.
Başı ağrıyan sayfaları ömrümüzün… Hani İnsan bazen kendini sorgular ya… Çekip giden anların nazına tuzuna hakkıyla yarenlik edemediğine hayıflanır. Sona doğru tüm çevikliğiyle koşan nefesi taşar. Tüm cevaplar gözlerinin önüne serilmeye başlar başlamasına da, insan, artık maziye yaklaşamaz.
Saatin saniyeleri her tıkırdadığında ömrümüzden bir an daha geçip gidiyor. İstikbalimizde, toplasak, üç nefes var. Zaman ki hala, hırçın bir yar. Boylu boyunca uzanmış yolumuza cevaplar. Ve insan, dostlar; şu tozlu sayfaların kucağına sarılıp, son anında gülebilmek niyazıyla ağlar. İnsan, bilir ki yaşadığı her sayfanın levh-i mahfuzda hikmetlerle dolu kaydı var.
Biz ise tüm bunları bile bile ne hatalar sığdırdık şu kısacık ömürlerimize… “yaptığınız bir günahtan sonra iyi bir iş yapın ki günahınız silinsin” buyuruyor Rabbimiz. Fırsat bu fırsattır dostlarım, üç nefese neler sığmaz! Yapacağımız iyilikleri günahlarımızdan kurtuluşumuza vesile etsin Rabbimiz. Âmin.
