NUH PORTAKAL
Aylardır erken uyanıyorum.
Tıraş oldum bu sabah.
Uykumdan uzun sakalım.
Bunun da edebiyatını yapmadım, demem.
Hep bir telaş…
Ertelenen ya da engellenen planlar…
Bu sabah ertelemeden kalktım işte.
Çantamı hazırlıyorum.
İki kitap yeter.
Sırtımdaki anılar zaten ağır.
Kaplumbağa evini taşır,
Ben geçmiş güzel günleri.
“Gidiyorum!” diyeceğim, var mı?
Telefonum sadece fotoğraf deposu.
Cebimde sosyallikten uzak medya:
Yarış, kibir, atıf, gönderme, nispet…
Payımı ben de aldım elbet.
Lakin hiçbir yazıma adımı eklemedim.
Miras bir dille yeni bir şey yaratmak,
Haddime değil.
Kalıcı olma yanılsamasında berduş…
Sesini kaydetmiyor oysa hiçbir kuş.
Kulaklarımızda değil mi ezgisi bülbülün,
Mırıldanan kedinin?
Geçmiş notlarıma baktım dün gece:
“Var olmak için yok olmak gerekir!”
Peh! Böyle yazmışım.
Bu sabah var olmanın tadını aldım.
Yok olma vaktini… işareti gördüm.
Çok gülersiniz, söyleyemem.
İpucu mu? Tabii, verebilirim:
Hemen solda, evet, sırlı cam parçası.
Yüzümü yıkadım,
Yüzüm aktı gitti.
Gözümü açtım,
Göz çukurlarımda bir kedi.
Yazmaya başladım:
Tıraş edebiyatı önce…
Ellerim özlem anlatma derdinde.
Erteleyemem diyordum.
Özlemi özel kılan büyüklüğü değilmiş.
Seninki yedi katlı apartman,
Başkasınınki gökdelen.
Neye göre büyük?
Kime göre yük?
Tamam, kısa kesiyorum.
Nereden nereye geldim…
Özlüyorum.
Bu, benim yorumum.
Bunu her dediğimde azalıyorum.
Şöyle ki;
Bir kedi olsaydım,
Bir, belki iki canım kalmıştı.
Ama insanım,
Ve bir canım vardı.
Şimdi her yerinden yamalı…
